2 Temmuz 1993: Madımak Oteli’nde Yanan İnsanlık
✍🏻; Elif Ağıl
Sivas’ta 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşanan Madımak Katliamı, Türkiye’nin toplumsal tarihinde silinmesi imkânsız kara bir leke olarak yerini aldı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için şehre gelen şairler, yazarlar, sanatçılar ve düşünürler; yalnızca düşüncelerinden dolayı bir grup radikal tarafından kuşatıldı, hedef gösterildi ve devletin gözü önünde diri diri yakıldı. 33 aydın, 2 otel çalışanı ve 2 gösterici olmak üzere toplam 37 insan, Sivas’ın merkezinde bulunan Madımak Oteli’nde hayatını kaybetti. Aralarında şair Metin Altıok, tiyatrocu Behçet Aysan, müzisyen Hasret Gültekin gibi Türkiye’nin kültürel mirasına katkı sağlayan kişiler de vardı.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri, Alevi-Bektaşi geleneğini yaşatmak ve Anadolu’nun kültürel zenginliğini tanıtmak amacıyla düzenleniyordu. Bu kapsamda Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu birçok yazar ve sanatçı Sivas’a davet edilmişti. Ancak günler öncesinden bazı yerel yayın organlarında hedef gösterilen katılımcılar, özellikle Aziz Nesin’in dine yönelik eleştirileri nedeniyle kışkırtıcı bir söylemle karşı karşıya bırakılmıştı.
2 Temmuz günü Cuma namazı çıkışında toplanan kalabalık, “Şeytan Aziz Nesin”, “Laikliği burada yakacağız” gibi sloganlarla yürüyüşe geçti. Önce Kültür Merkezi, ardından Madımak Oteli önünde toplanan öfkeli kalabalık, saatler süren kuşatma sonrası oteli ateşe verdi. Yangın sırasında içeride mahsur kalan insanlar, yardım çağrısı yaptı. Ancak güvenlik güçleri, binayı saran kalabalığa müdahale etmekte yetersiz kaldı. İtfaiye ekipleri olay yerine geç ulaştı, hatta kalabalık tarafından engellendi. Devletin kurumları adeta seyirci kaldı.Otelin içerisindeki insanlar zehirli dumandan boğularak ya da yanarak can verdi. Bazıları birbirine sarılmış hâlde, bazıları ise kaçış yolu ararken bulundu. Olaydan yalnızca birkaç kişi sağ kurtulabildi. Bunlar arasında Aziz Nesin de vardı; ancak o da sonrasında defalarca tehdit edildi, saldırıya uğradı.
Katliamın ardından başlatılan soruşturmada onlarca kişi gözaltına alındı, yargılandı. Ancak yıllar süren davalar, zaman aşımı kararları ve kaçan sanıklar nedeniyle adalet duygusu tam anlamıyla tesis edilemedi. 2012 yılında dönemin Başbakanı tarafından yapılan özür açıklaması bir ilk olsa da, kamuoyunda yaraların sarılması açısından yetersiz bulundu.Bugün bile, katliamın tüm faillerinin yargılandığına dair kamuoyunda ciddi bir şüphe hâkim. Aileler, yakınlarını kaybedenler ve insan hakları savunucuları her yıl “Unutmadık, affetmeyeceğiz” diyerek Madımak’ın önünde toplanıyor.
Katliamın gerçekleştiği Madımak Oteli, uzun yıllar olduğu gibi bırakıldı. 2010 yılında devlet tarafından kamulaştırıldı ve “Bilim ve Kültür Merkezi”ne dönüştürüldü. Ancak bina içinde yaşamını yitirenlerin tümünün adlarının aynı anı köşesinde yazılması, tepkilere neden oldu. Toplumun büyük bir kesimi, Madımak’ın bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesini ve bu olayın unutturulmamasını istiyor.
Madımak Katliamı, sadece geçmişin bir parçası değil, geleceğe dair bir sorumluluktur. Laiklik, ifade özgürlüğü ve inanç farklılıklarına saygı, bu topraklarda bir daha böyle acılar yaşanmaması için temel değerler olarak korunmak zorundadır. Madımak’ta yitirilen canlar, Türkiye’ye birlikte yaşama kültürünün ne kadar kıymetli olduğunu ve en küçük bir kıvılcımın nelere mal olabileceğini acı bir şekilde hatırlatmıştır.
Bugün, o günkü suskunlukları hatırlayıp, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da yerini bulmasını sağlamak bir vatandaşlık görevidir. Çünkü unutulursa, bir gün yeniden yaşanır.
Madımak’ta atılan sloganlar yalnızca duvarlara değil, tarih sayfalarına da kazındı:
“Gazanız mübarek olsun!”
“Laiklik burada yanacak!”
“Şeytan Aziz Nesin!”
Bu sözler, bir nefretin, bir karanlığın ve bir cinnetin kanıtıydı. O gün orada yalnızca insanlar değil, birlikte yaşama umudu da kül oldu.
(kaynak:BBC)


Yorum gönder