Türk Edebiyatının Tozlu Rafı: Divan Edebiyatı
✍🏻: Kardelen BİLGİN
Edebiyat herkes içindir. Yazan için, okuyan, besteleyen, dinleyen… Hislerin yeryüzündeki yaş almayan temsilidir. Divan edebiyatı da bu temsillerden biridir. Eserler yüksek zümreye hitaben yazılmıştır. Bu nedenle divan edebiyatına ‘Yüksek Zümre Edebiyatı’, ‘Klasik Türk Edebiyatı’, ‘Saray Edebiyatı’ gibi isimler verilmiştir. 13.yüzyılda başlamış 19. yüzyıla kadar devam etmiş köklü bir edebiyat geleneğidir.İnsanın iç dünyasına yönelir, soyuttur. İçinde birçok unsurun uyumunu barındırır. Ahengiyle, rengiyle, sanatıyla, aruzuyla çok zengin. Eserlerin yazım dili Osmanlıca, kelime hazinesi bakımından özellikle Farsça’ dan ve Arapça’ dan yoğun şekilde etkilenmiş bir dildir. Eserlerde Arapça ve Farsça olmak üzere çoğunlukla Farsça kelimeler, tamlamalar ve edebi imgeler kullanılmıştır. Nazım şekli olarak beyitlerden oluşan Gazel, Kaside, Rubai, Mesnevi gibi Arap ve Fars edebiyatından alınan nazım şekilleri kullanıldığı gibi; dörtlüklerden oluşan Tuyuğ ve Şarkı gibi divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı nazım şekilleri de kullanılmıştır. Şairlerhep en güzel biçime ulaşmaya çalışır. Divan edebiyatı şiir ağırlıklı olmasına rağmen sadece şiirden ibaret değildir. Nesir türünde yazılmış tarih, mektup, tezkire ve seyahatname gibi eserleri de vardır.
Kültürel mirasın büyük bir parçasını oluşturmasına rağmen eserler, yazım dilinin günümüz Türkçesinden uzak ve sanatının ağır olması nedeniyle anlaşılmamaktadır. Eserler tozlu raflarda keşfedilmeyi beklemektedir. Aksine yeni nesillere de okutulmasıyla; bu durum hem klasik edebiyatın zenginliğini, dil hünerlerini fark etmelerine yardımcı olur; hem de yeniden yorumlanarak kültürel üretime dahil edilmesi de mümkün kılınabilir. Genç nesillerde farkındalık oluşturmak ve divan sanatını gençlerin yorumlarıyla daha da zenginleştirmek edebi mirasın sürekliliği açısından hayati bir önem taşımaktadır. Divan şiirlerinde gerçek güzellerden çok hayali güzeller; günlük hayatın gerçeklerinden çok efsanelerin, tarihin, dini ögelerin kendine özgü gerçeklikleri ağır basar. Aşk vardır şiirlerinde: aşk uğrunda hasta olunan bir alışkanlıktır, tutkudur. Aşk, aşığı utandırmaz aksine yüceltir. Aşık için aşk yolunda olmak güzeldir. Dünyevi aşk, ilahi aşka uzanan patikadır. Divan şiirinde ne anlatıldığı önemlidir daha önemli olan nasıl anlatıldığıdır. Şairler aşklarını semboller kullanarak işlemiştir. Sevgilinin ay yüzü görünür, gözyaşı acı olur süzülür kağıda. Bazen gül sevgili olur bülbül aşık, bazen de kaş yay olur bakışlar ok.
Duygular insan içindir, bazı insanlar daha uçlarda yaşar. Daha hızlı duygu değişimleri yaşar. İşte şairi şair yapan da budur. Etkileyici eserler çıkarmak, yoğun ve sık duygular yaşamanın kaçınılmaz bir sonucudur. Üstünden yüzyıllar geçse de eserlerin ışıltısını hiç yitirmemesi profesyonelliğin bir kanıtıdır. Bu nedenledir ki kitaplıkların tozlu raflarında değil genç nesillerin hem düşünsel derinliklerini hem de dil ustalığını keşfettikleri ve edebi mirasımızın sürekliliği açısından yeniden yorumlanarak kültürel üretime devam edilmesi gereken bir hazinedir. Şimdi bu köklü gelenekten seçilmiş bazı şiir örneklerine göz atalım.
Sizler için derledik!
Divan Edebiyatı: Aşk, Aşuk, Maşuk…
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne (Rasih)
Anlamı:
Ey sevgili, gözlerini süzme ki kirpik kirpik üstüne gelmesin.
Çünkü senin bu bakışların, gönlümde açtığın yaraya ok üstüne ok atmak olur.
Bülbül gibi figân ile girîbân yırtılır bugün (Şeyh Galib)
Anlamı:
Sevgilinin salınarak yürüyüşü gül yağını andırır;
Aşık bu güzellik karşısında bülbül gibi feryat eder, yakasını yırtar.
Mey süzülmüş şişeden ruhgâr-ı âl olmuş sana. (Nedim)
Anlamı:
Nezaket, haddeden geçerek (kuyumcuların altını tel halinde incelttiği araçtan), senin boyunu posunu oluşturmuş.
Şarap, şişeden süzülmüş yanağındaki allığı oluşturmuş.
Yüzüme bin hışm ile bakdı did cânun mı var. (Fuzuli)
Anlamı:
Bağırdım; “Ah sevgilim canımı kurban etmem gerek senin için.”
Sevgili, bin öfkeyle yüzüme baktı; “Senin daha harcanmayan canın mı var?”.
Öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim. (Nabi)
Anlamı:
Ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti.
O gün bugündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım.
Gül açtı, bülbül ağzında güle canânı andırdı. (Anonim)
Anlamı:
Saba rüzgârı geldi, nağmesiyle gülen goncaları andırdı;
Gül açtı, bülbülün sesi gülde sevgiliyi hatırlattı.
Kaynakça
Bilkan, A. F., & Algılanışı, D. E. (2006). LİSELERDE DİVAN EDEBİYATI ÖĞRETİMİ.
Divan Şiirinden Seçmeler (2005). Parıltı Yayınları- M.E.B. 100 Temel Eser Dizisi


Yorum gönder