Sessiz Empati: “Sessizlikte Diyalog Müzesi”
Hiç düşündünüz mü denizin dalgalarını, kuş cıvıltılarını ya da en sevdiğiniz insandan isminizi duymamak nasıl olurdu? İlk anda kulağa fazla şiirsel ya da romantik bir soru gibi geliyor değil mi? Peki yolda yürürken biri sizi takip ettiğinde onu duyamadığınızı, o anda kendinizi savunmak için bağıramadığınızı hayal edin. İşte bunlar hayatımızın ta kendisi. Günümüzde işitme engelli-sağır bireylerin yaşadığı hayatın gerçekleri, tıpkı böyle görünüyor. Bu engeller sanmayın ki onların yetersizliğinden kaynaklanıyor. Çoğu zaman karşı tarafla yani bizlerle iletişim kurmak istediklerinde, ne ile karşılaşacaklarını bilmemeleri nedeniyle birtakım problemler yaşıyorlar. Temel problem ise iletişimin toplum tarafından erişilebilir hale getirilmemiş olmasıdır. Bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayan ve empati yapamayan insanların var olması işi daha çok zorlaştırıyor. Farklı yaşam deneyimlerini anlamanın en iyi yolu empatidir. İşitme engelli-sağır bireyler ile empati kurmaya bir adım daha yaklaşabileceğimiz bir deneyim alanı var: “Sessizlikte Diyalog Müzesi”. Bu müze İstanbul Gayrettepe metro durağında yer alıyor. Müzede işitme engelli-sağır bireylerin hayatlarını deneyimleyerek anlayabilmeyi, onlarla empati kurabilmeyi sağlayan “Sessizlikte Diyalog Müzesi”: ses yalıtımlı özel bir alan içinde, tamamen sessizlikte gerçekleşiyor. Katılımcılara bir kulaklık takarak, bir saat süren bir deneyim yaşatıyorlar.
Bu yolculukta size eşlik edecek, yönlendirecek bir rehber geliyor ve rehberin kendisi de işitme engelli-sağır bir birey olduğu için eşsiz bir deneyim yaşıyorsunuz. Rehber ile beraber ilk aşama için odaya giriyorsunuz. Odaya adımınızı attığınız an adeta bir gerçekle yüzleşiyorsunuz. Hiçbir ses yok ve konuşmak yasak. Birden kendinizi boşlukta hissedebilirsiniz. Günlük hayatta sese o kadar çok maruz kalıyoruz ki, alışmak biraz zaman alıyor. Bir şeyler duymak, anlatmak için uğraşacaksınız belki fakat güvenebileceğiniz bir sesiniz ya da size seslenen biri olmayacak. Zihniniz ile baş başasınız. Bu yolda sizi yönlendiren düşünceleriniz olacak. Bir duyunun eksilmesi sonucunda diğer duyularımız güçlenir. Evet sesiniz yok, duyamıyorsunuz ama kendinizi ifade edebileceğiniz elleriniz var. Rehber sizden birkaç kelimenin işaret dilinde karşılığının ne olduğunu tahmin etmenizi isteyecek. Tahminler çoğu zaman gerçek karşılığına çok yakın çıkıyor, bu bize beden dilimizin ne kadar önemli olduğunu farkettiriyor. Eller, mimikler, göz… Özellikle mimikler, kelimeye o kadar farklı anlamlar katıyor ki. İnsanlara daha dikkatli bakmaya başlıyorsunuz. Aynı kelime yüzümüzde beliren korku, şaşkınlık, heyecan gibi ifadeler ile farklı anlamlar kazanıyor. O yüzden sadece duymak değil, izlemek gerekli. Tek bir kaş hareketi bile çok şey anlatıyor. İşte o an anlıyorsunuz, dil sadece kelimeler ile ilgili değil. Bir insanı anlamak için sadece kelimeler yetmez, gözlemlemek gerekir. Bazen sadece susup izlemek karşımızdaki insanı hissetmemizi sağlayabilir. İlk başta zor gelse de bir süre sonra alışıp, uyum sağlıyorsunuz. Biz insanlar alışkanlıklarımızdan zor vazgeçeriz ama uyum sağlayabiliriz. Empati sadece birini anlamaya çalışmak değil, onun hayatına bir adım atmaktır.
Müzede ilerledikçe edinilen deneyimler çok şey öğretiyor. Dışarı çıktığınızda sesleri tekrar duymaya başladığınız o an, eskisi gibi sadece ses olmadığını farkediyorsunuz. Bu deneyim iç sesinizi arttırıp, gözlem yeteneğinizi geliştirecektir. Teoride empati ile deneyim sonucu empati farklıdır. Evet düşünerek empati yapabilirsiniz. “Onun için zor olmalı” diyebilirsiniz. Ama bu sadece bir düşünce olarak kalır. Deneyim ise sizi gerçekler ile yüzleştirir. Teoriden daha güçlü bir farkındalık oluşturarak, günlük hayattaki engelleri görmenizi sağlar. Birebir o insan ile tanışmak, ondan dinlemek en güçlü deneyim alanı olabilir. İşitme engelli-sağır bireyler ile empati yapabilmek, anlayabilmek için “Sessizlikte Diyalog Müzesi” güzel bir alan. Duyabilen bir birey için konuşmak kendiliğinden gelişen bir süreçtir. Hayatında hiç duyamamış ve duyamayacak bir insan için ise iletişim apayrı bir boyuttur. Türk İşaret Dili, duyabilen ve işitme engelli-sağır bireyleri ortak bir noktada buluşturan bir iletişim yoludur. Yani iletişim kurmak imkânsız değildir. Unutmayalım ki iletişimde en güçlü yön ses değildir, anlamaktır. Çünkü konuşmak kolaydır, anlamak ise emek ister.
Feryal Kuran.



Yorum gönder