Ekofeminizm

Melisa Kurdaş

FEMİNİZM
Ataerkil toplum sistemine ve eril tahakküme bir karşı çıkış olarak feminizm, temelde hem bir teori
hem bir hareket hem de bir yaklaşımdır. Feminizm, kadınların sadece kadın oldukları için karşı karşıya
kaldıkları zorluklar, baskı ve ezilmişlikle ilişkisini inceleyen, sınıf, ırk, ulus, din, dil vs. unsurlarda
kadınların yaşadığı sorunların ele alındığı bir alan olarak değerlendirilmektedir.
Feminizm kavramı üzerine ortak bir tanım yapmak oldukça zordur. Birçok yaklaşım veya teori farklı
feminizm tanımları getirirken, birçok araştırmacı ve akademisyen de farklı feminizm tanımları
yapabilmektedir. Ama genel bir çerçeve kurma bağlamında Mitchel’in feminizm tanımı daha çok
kullanılmaktadır. Mitchel’e göre feminizm, “…kadınların kendi aralarında bir dayanışma yaratarak,
erkek egemen dünyanın norm ve değerlerine, cinsiyetçi politikalarına karşı başlatmış olduğu
mücadele” olarak tanımlamaktadır (Mitchel, 1995:6-7). Bu tanımlamalardan yola çıkılarak feminizm,
toplumdaki egemen patriyarkal düzene karşı çıkan, bu düzeni sorgulayan ve eleştirilerde bulunan,
kadın haklarının ve aynı zamanda da özel veya kamusal alanda kadınların karşılaştıkları sorunların
ortadan kaldırılması ve zorlukların engellenmesi için mücadele eden bir yaklaşım olarak
değerlendirmek mümkündür.
Feminizm algısı, ilk olarak 18. Yüzyıl’da Aydınlanma Çağı’nın eşitlik, özgürlük fikirlerinden
etkilenerek İngiltere’de ortaya çıkmış ve 1792’de yayınlanan Mary Wollstonecraft’ın “A Vindication
of the Rights of Women” adlı eseriyle de ilk akademik alan içerisine girmiştir. (Sevim, 2005:7-8)
Feminizm kadın-erkek ayrımcılığına karşı durarak, karşı cinsler arasında hür türlü ekonomik, siyasal,
sosyo-kültürel ve toplumsal eşitliği savunur. Bununla birlikte feminizm; felsefe, sosyoloji, politika ve
etik alanlarından meydana gelmektedir. Genellikle feminizmin temel hedefini; kadının özgürlüğü ve
temel hakları oluşturmaktadır, bununla beraber ataerkil yapıların ve olguların ortadan kaldırılması gibi
konular da temelinde yer alır.
EKOLOJİ
Ekoloji organizmaların diğer organizmalarla ve etraflarındaki fiziksel ortam ile nasıl etkileşim içinde
olduklarını inceleyen bir bilim alanıdır.
EKOFEMİNİZM
Ekofeminist düşüncenin temel görüşü, çevre krizinin kökeninde bir kadın sorunu olduğudur. Buna
göre, ataerkil toplumlarda kadına karşı olan tutum ile doğal çevreye olan tutum arasında yakın
benzerlikler bulunmaktadır. Bu bağlamda ekofeminist düşünceyi belirleyen çeşitli tanımlar bulmak
olanaklıdır.
Örneğin King’e göre;
Ekofeminizm ya da ekolojik feminizm, feminizm ve ekoloji arasında ilişkiler kuran bir teori ve
pratiktir. Çeşitli bakış açılarını içermekle birlikte, tüm canlıların birbiriyle ilişkili olduğunu savunur ve
yeryüzünün sömürülmesi ile cinsiyetçi sömürü arasında güçlü bağlar bulunduğuna dikkat çeker.
Ekofeminist perspektif birbiriyle ilişkili tüm sömürü ve baskı biçimlerini dönüştürecek yeni yollar inşa
etmek üzere sevgi, iş birliği, karşılıklı özen ve sorumluluk aracılığıyla, çeşitlilikten yana bir birlikte
yaşam tahayyül eder.

Fotoğraf; Onedio


EKOFEMİNİZM’İN TARİHSEL SÜRECİ
Kadın ile doğa, Antik Yunan’dan beri birbiriyle ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Mitlerde, destanlarda,
gelenek ve göreneklerde ve daha birçok yerde kadın-doğa benzerliği üzerine söylemler var olmuştur.
Kadının bedeni, emeği ile üretim işlevini görmesi ve doğanın üretim sağlama işlevi eş tutularak bir
sömürü aracı hâline getirilmektedir. Birbiriyle bağlantılanan doğa ve kadın, süreç içerisinde maruz
kalınan durumlar açısından aynı sorunların merkezinde ve bu sorunlardan olumsuz yönde etkilenen
taraf olmaktadır. Söz konusu sorunlar, ataerkil toplum zihniyetinin kadın ve doğaya karşı sahip olduğu
tahakküme dayalı anlayış sebebiyle oluşmaktadır.
15-17. yüzyıl felsefesinin öne çıkan düşünürlerinden Bacon’ın doğanın dişil olduğunu belirtmesi ve
kadınsı doğa nitelemelerinde bulunması; kadının doğa ile ilişkilendirilmesine temel bir örnektir.
Feminizm hareketi yıllar içinde zamanın iklimine göre şekillenip öncelikleri değişip dönüşmüştür:
Birinci Dalga Feminizm, temel hak ve özgürlüklerde erkeklerle eş statüyü talep ederken, İkinci Dalga
Feminizm hareketi kamusal alanda yer bulamayan, eve sıkıştırılan kadınları odak noktası yapmıştır ve
postmodernizm ile Üçüncü Dalga Feminizm “farklı kadınlık” tanımlarını merkeze almıştır.
Ekofeminizm Üçüncü Dalga Feminizm hareketi içinde kendine yer bulmuştur.
Ekofeminist yazında kabul gören genel düşünceye göre Ekofeminizm kavramı ilk defa feminist,
aktivist Françoise d’Eaubonne tarafından 1974’te yayımlanan “La Féminizme ou la Mort” (Feminizm
veya Ölüm) isimli kitapta kullanılmıştır. D’Eaubonne kitabının genelinde, feminizm ve ekolojik
yaklaşımı kaynaştırarak “ekofeminizm” adı altında yeni bir ideolojiden bahsetmiştir. Kitabında
“Kadınlara yönelik baskı ve doğaya yönelik baskı arasında bağlantı kurulmuş hem kadın hem de
doğanın özgürlüğünün beraber olacağı iddia edilmiştir”
Mellor’a göre, D’Eaubonne çevresel yıkımın nedeni olarak erkek kontrolündeki üretim ve kadın
cinselliğinin yol açtığı artık üretim ve aşırı nüfus artışını gösterir. Sorun birey olarak erkekler değil,
ataerkilliktir. Kadınlar ve çevrenin özgürleşmesi için erkek gücünün yerine toplumsal cinsiyete
dayanmayan eşitlikçilik ve kadınların liderliğinde ekolojik devrim önerir. Kadınların bu dönüşümdeki
rolü, erkek gücünün yerine kadın gücünü koymak değil, toplumsal düzeni yeniden şekillendirmek ve
formüle etmektir.
Ekofeminizm’in nasıl ortaya çıktığı ile ilgili farklı görüşler de vardır. Carolyn Merchant,
Ekofeminizmin Ynestra King tarafından 1976’da Vermont Sosyal Ekoloji Enstitüsü’nde geliştirildiğini
belirtir. Buna karşılık Barbara Holland-Cunz ve Ariel Salleh’e göre Ekofeminist hareket 1970’lerin
ortalarında dünyanın çeşitli bölgelerinde kendiliğinden başlamıştır.
Ekofeminizm, 1970’lerden itibaren filizlenmiş ve 1980’li yıllarda yüksek sesle tartışılan bir konu
hâline gelmiştir. Ekofeminizm 1980’li yılların başında, akademik bir kadın koalisyonu tarafından
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan “Kadın ve Dünyadaki Hayat: Seksenlerde Ekofeminizm”
isimli çalıştayla birlikte dünya gündeminde öne çıkmaya başlamış ve bir hareket hâlini almıştır.
Sadece Batı’da değil, farklı kültürlerde kadınlar, doğayı kötüye kullanım ve tahakkümden korumak
için dayanışma içinde olmuştur: “1970’lerin başlarında, ormanları korumak için Chipko Hareketi’’
buna örnektir.

Fotoğraf; Bilim Eğitim


CHİPKO HAREKETİ
Chipko Hareketi, ekofeminizm için çıkış noktalarından bir tanesidir. Hindistan’da 1972-1978 yılları
arasında Mandal Köyünde yeni bir proje için ormanlık alanları yok etmek isteyen güçlere karşı
kadınların önder oldukları, “Chipko Hareketi” adı verilen bir eylem gerçekleşmiştir. Hindistan
kültüründe ağaç tanrıçasına dua edilmesi eski bir gelenektir. “Chipko Hareketi” ağaç ve ormanları
kutsal sayan Hintlilerin, ormanları yok etmek isteyenlere karşı ağaçlara sarılarak onların kesilmesini
engelleme hareketidir. Bu hareket sonrasında çok ses getirmiş ve farklı ülkelere de sıçramıştır.
Hatta “Save Himalaya” hareketinin çıkış noktası olmuştur.
EKOFEMİNİZM’İN TEMEL VARSAYIMI VE AMACI
Ekofeminizm, kadınlar üzerindeki tahakküm ile doğa üzerindeki tahakküm arasında düzenli bir bağ
bulunduğunun görülmesi varsayımı üzerine temellendirilir. Bu doğrultuda kadınların uğradığı zulümle
doğanın uğradığı zulüm arasındaki bağlar ile ilişkiler anlaşılmalı ve çözümlenmelidir. Süregelen
zulmü yaratan; aynı zamanda onaylayan ataerkil sistem derinlemesine sorgulanmalıdır. Genel olarak
akımın temel amacı, insan ile doğa arasındaki ilişkileri düzeltmek ve ekolojik sorunlara çözüm
getirmektir.

Yorum gönder