Hava Kirliliği Sigara ve Alkolden Daha Fazla Can Alıyor
Hava Kalitesi Yaşam Endeksi (AQLI) raporuna göre, mevcut hava kirliliğinin küresel ortalama yaşam süresini 2.2 yıl kısalttığını belirtiyor. Bu kirli havanın sigara ile aynı, alkol ve temiz olmayan suyun üç katından, HIV/AİDS’in altı katından ve çatışma ve terörün 89 katından daha fazla risk demek.
Chicago Üniversitesi Enerji Politikaları Enstitüsü her yıl yayınladığı Hava Kalitesi Yaşam Endeksi veya AQLI olarak bilinen yıllık rapor 14 Haziran Salı günü yayınlandı. Rapor Koronavirüs pandemisinin küresel ekonomiyi yavaşlatmasına ve dünyanın en kirli bölgelerinden bazılarına mavi gökyüzü getirmesine rağmen partiküllü –duman, toz ve polen içeren-hava kirliliğinin yüksek kaldığını tespit etti. Aynı zamanda, kirlilikle ilişkili sağlık risklerine dair kanıtların arttığını belirten rapor, dünya liderlerinin sorunu hak ettiği aciliyetle ele almadığını da belirtiyor.
Chicago Enerji Politikaları Enstitüsü direktörü Michael Greenstone bir haber bülteninde, “Marslılar Dünya’ya gelip gezegendeki ortalama bir insanın 2 yıldan fazla yaşam beklentisini kaybetmesine neden olan bir maddeyi püskürtseydi bu küresel bir acil durum olurdu” dedi ve ekledi “Ama maddeyi püskürten biziz uzaydan gelen istilacılar değil”.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hava kirliliği felç, kalp hastalığı, akciğer kanseri ve diğer solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Rapora göre ise hava kirliliği, küresel ortalama yaşam beklentisini 2,2 yıl azaltma yolunda.

Buna karşılık, sigara içmek yaşam beklentisini yaklaşık 1,9 yıl kısaltırken, alkol içmek sekiz ay kısaltıyor. AQLI’ye göre, temiz olmayan su ve sanitasyon, yaşam beklentisinde yedi aylık bir azalmaya yol açarken, çatışma ve terörün etkisi sadece dokuz gün.
Araştırmacılar sigara ve alkolün aksine hava kirliliğinden kaçınmanın neredeyse imkânsız olduğunu belirtiyor.
Artan sağlık riskleri nedeniyle, geçen yıl DSÖ (Dünya Sağlık Örgötü) 2005’ten bu yana ilk kez, önerilen 10 µg/m3’ten 5 µg/m3’e kadar olan, insanların soluması gereken kabul edilebilir hava kirliliği düzeyine ilişkin kılavuzunu güncelledi. AQLI analizine göre, revize edilmiş kritere göre, dünya nüfusunun kabaca yüzde 97’si hava kirliliğinin önerilen seviyeyi aştığı yerlerde yaşıyor.
Rapora göre Güney Asya dünyanın en kirli bölgesi ve hava solumanın en ölümcül olduğu yer. Artan kirlilik seviyeleri, bölge geliştikçe ve nüfus arttıkça ortaya çıkıyor ve bu da daha fazla fosil yakıt kullanımına yol açıyor.
Bangladeş en kirli ülke olurken, 2013’ten bu yana dünyada artan kirliliğin kabaca yüzde 44’ü Hindistan’dan geliyor.
Mevcut seviyeler devam ederse, Güney Asya sakinlerinin ortalama olarak yaklaşık beş yıllık yaşamlarını kaybedecekleri tahmin ediliyor. Raporda, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’nin “dünyanın en kirli mega kenti” olduğu ve ortalama yıllık kirlilik seviyelerinin DSÖ kılavuzunun 21 katına ulaştığının tespit edildiği belirtiliyor.

Raporda, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın “güçlü kirlilik kurallarını büyük ölçüde başarıyla uyguladığını”, ancak hükümetin bu konuya yeniden odaklanması gerektiği de vurgulanıyor.
Araştırma, havasını başarıyla temizleyen bir ülke örneği olarak Çin’i gösteriyor. Çin, 2013 yılında en yüksek kirlilik seviyelerinden bazılarını kaydettikten sonra, hükümeti “kirliliğe karşı savaş” ilan etmişti. Belirli bölgelerde yeni kömürle çalışan elektrik santrallerini yasaklamış, mevcut santrallerin emisyonları azaltmasını zorunlu kılmış ve büyük şehirlerin yollardaki araba sayısını kısıtlamasını zorunlu kılmıştı.
Önlemler -DSÖ’nün tavsiye edilen seviyesini aşmaya devam etse de- Çin’deki partikül kirliliğini yaklaşık yüzde 40 oranında azaltmaya yardımcı oldu.
AQLI Direktörü Christa Hasenkopf, “AQLI’yi en son bilime dayalı yeni DSÖ kılavuzuyla güncelleyerek, kirli havayı solumak için ödediğimiz gerçek maliyeti daha iyi anlıyoruz” diyor.
“Artık kirliliğin insan sağlığı üzerindeki etkisine ilişkin anlayışımız geliştiğine göre, hükümetlerin bunu acil bir politika sorunu olarak önceliklendirmesi için daha güçlü bir durum var.”



Yorum gönder