TABELA METAFORU
Geçen günlerde bir videoya denk geldim, sizin de karşınıza çıkmıştır; dur tabelası içinde büyüyen bir ağaç. (Yazının sonunda videoyu görebilirsiniz.) Aslında pozitif yönden bakıldığında doğanın insan yapımı maddeye meydan okuduğunu düşündüren ilginç bir imge yarattı zihnimde. Elbette imgelerin kişisel bir yönü var ama bir psikolog olarak bu imgeyi bir metafor üzerinden çözümlemenin yararlı olacağını düşündüm. Amacına ulaşması dileğiyle…
İlişkilendirmek istediğim durum da aslında insan ilişkilerine dayanıyor. Ancak bunu Şikago Okulu vari doğrudan bir ilişki olarak kurmadığımı belirtmekte yarar var. Dediğim gibi bu bir imge. Tabela içinde büyüyen ağacı ele alalım. Başta da belirttiğim gibi pozitif yönden bakılırsa doğanın bir meydan okuyuşu görülebilir. Yolda yürürken gördüğüm kaldırım taşlarını çatlatan ağaç kökleri gibi…

Ama bir noktada bu ağacın doğası gereği büyürken denk geldiği kısıtlı alana bakalım, etrafı demirlerle sınırlı, büyümek için kendine biçilmiş olan bir alanı var. O alanla sınırlı ve sadece o alana sahip. Garip bir çelişki. Ağaç büyüdüğü alana göre şekil almış, gövde kısmı oldukça uzun, yani tabelanın direk kısmının uzunluğu kadar, aynı şekilde enide direğin eni kadar. Yaprak kısmı ise direğin bitip tabelanın kendisine geçildiği yerde yeşillenmiş. Yani izin verilen ilk anda kollarını uzatmış diyebiliriz. Bir yardım çığlığı gibi…Peki o tabela orada olmasaydı? Ağacın kaderi nasıl olurdu? Tabelaya rağmen büyürken ki gücü yine damarlarında mevcut olur muydu? Ya da yaprakları yeşillenmeyi bekleyen yerlerinden çıkmayı başarır mıydı? Bunlar uzun uzadıya tartışabileceğimiz konular, biz asıl metafora gelelim…
Dur tabelası, kısıtlılık ve ilişkiler ile ilgili düşünmeme sebep oldu. Dediğim gibi güçlü bir meydan okuma olsa da ağaç için kısıtlı bir alan sunulmuş durumda. Ağacın tabelanın yapısına göre şekillendiği görüyoruz. Peki insan ilişkileri? Sosyal varlıklar olarak etkileşim kurar, sever, sayar, iletişim içinde bulunur, sonuç olarak paylaşım içinde yaşarız. Bunlar yaşamımızın oldukça büyük parçalarını oluşturur. Psikolojik sorunların oluşmasını sağlayan önemli hususlardan biri de bu sosyallik için harcanan enerjilerdir. Anne karnından hayatımızın sona erdiği güne kadar etkileşim ve paylaşım içindeyiz, bu etkileşimler psikolojik sağlamlığımızı koruyabileceği gibi tehlikeye de koyabilmektedir.

Ağaç örneğine metaforlaştıralım; ilişkilerimiz bazen sonsuz gelişebilme, büyüyebilme ve yeşerebilme alanları sağlarken bazen de kısıtlanmış, daralmış ve esaret içinde hissettirebiliyor. Buradan kastım kişilerin bize bunu yaptığı değil, ilişkilerin sağlıklı ilerlememesi sonucunda alınan sonuçlar. Yani olay kişilerden ziyade kurulan ilişkinin niteliğine, bizden alıp verdiklerine işaret ediyor. Sağlıksız bir ilişkide olduğumuzu fark etmek bile uzun zamanlarımızı alabiliyorken o ilişkiyi dönüştürmek ya da bitirmek de bir o kadar zor olabiliyor. İlişkiyi bitirmek bize başarısız olduğumuz, geçen onca zamanı boşa harcadığımız üzerine olumsuz düşünceler katacağı gibi buna gücümüzün olmadığını ve duyduğumuz üzüntünün hiç gitmeyeceğini düşünürüz. Bu düşüncelerde bizi kısır döngüye koymak için yeterli olacaktır.

Sosyal varlıklar olduğumuzdan ve ilişkilerimizin seyrinden bahsettik, şimdi biraz derinlere inelim. Sağlıksız ilişkiyi fark etmek, onu bitirmek ya da dönüştürmek sağlanabilir şeyler olsa da bitirmek istemeyeceğimiz, dönüştürmemizin pek mümkün olmadığı ebeveyn ilişkileri bu metaforun ana kaynağını oluşturuyor aslında. Ebeveynlerimiz çocukluk dönemimizin en etkin bireyleri, diğer yaşam dönemlerimizin de ön sıralarda seyircisi niteliğindedir. Hepimizin de bildiği gibi ebeveyn-çocuk ilişkisinin psikoloji üzerinde etkileri yadsınamayacak kadar önemli bir noktada. Bu yüzdendir ki onlarla yaşadığımız herhangi bir olayda oluşan etki çok daha yüksek olabiliyor. Ebeveynleriyle ilişkisi sağlam ve sağlıklı ilerlemiş bireylerin psikolojik sağlamlık açısından aynı şekilde ilerlemeyen gruba göre daha avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada ebeveynlerimizin gelişim sürecinde bize eşlik etmesi bir oranda onların doğrularıyla, onların değer ve yargılarıyla büyümemize sebep olur. Ve aslında büyüdüğümüz alanın niteliğine göre şekilleniriz. Bu tam olarak sadece ebeveynlerimizin sebep olduğu bir durum değildir. Diğer çevresel şartları da göz önünde bulundurmak durumundayız tabii. Fakat ebeveyn etkisi dediğim gibi yadsınamaz halde.

Tabeladaki alan kadar gelişebilme potansiyelinizin ve o alanın sağladığı kadar su, toprak ve güneş ışığı düşünün. Tabelanın sonuna çıkan yapraklar ne kadar güçlü olurdu? Ebeveyn ilişkisi ve diğer çevresel etkilerde aslında bizim büyüme olanaklarımızı, yeşillenme potansiyelimizi etkiler. İşte burada bizi o ağaçtan ayıran durum bizim irade sahibi olmamız ve alanımızı genişletme imkanının farkına varacak potansiyelde oluyor olmamız. Hayatta her şey ters gitmiş, yol engebelerle dolmuş olabilir. Bunu toparlamakta çok güç olabilir. Fakat alanımızı genişletme, şekillendirme ve dönüştürme yetkisine sahip olduğumuz miktarda hiçbir şey imkansız değil, zor olacaktır fakat sonuç yemyeşil bir orman, bolca nefes olabilir. En güzeli de bunu sağlayan kişi olmak, değil mi?


Yorum gönder