Netflix’in Yeni ‘Canavar’ı Ed Gein ve Annesine Olan Bağlılığı
Netflix’in Yeni ‘Canavar’ı Ed Gein ve Annesine Olan Bağlılığı
Netflix’in yeni dizisi, Ryan Murphy’nin “Canavar” antolojisinin 3. kısmı, “Canavar: Ed Gein’in Hikayesi”, hüküm giymiş bir suçlu olan Ed Gein’in kan dondurucu gerçek hayatını konu alıyor. Kasım 1957’de yerel polis, Wisconsin’de bir aile çiftliğinin ahırında bir kadın cesedine rastlar, bunun üzerine eve giren polisler başka cesetlerle ve insan derisi ve kafataslarından yapılmış eşyalar ile karşılaşırlar. Ev bazı haberlerde “korku evi” olarak adlandırılmıştır. Ed Gein cinayet, mezar hırsızlığı ve nekrofili suçlarından tutuklanmıştır. Annesi Augusta’nın 1945’teki ölümünden sonra Ed Gein bu suçları işlemeye başlamıştır. Evinin birçok odasını sonrasında “delilik” olarak nitelendirilebilecek şekilde, ölen annesi için bir nevi mabede çevirmiştir. Olay yeri fotoğraflarında ev darmadağın olmasına rağmen annesinin odasının hiç el değmemiş gibi her zaman derli toplu ve tertemiz olması dikkat çeken bir ayrıntı olmuştur. Psikoloji profesörü Louis Schlesinger, “Augusta’nın yatak odasının bozulmamış hali, Gein’in annesiyle olan takıntılı ilişkisinin, suçlarını nasıl şekillendirdiğini gösterir” demiştir. Ed Gein tüm kötülüklerine rağmen kanıtlanabilmiş olan iki cinayetten sorumludur (bu sebeple kendisine “seri katil” demek uygun değildir); annesine benzeyen iki kadının ölümüne sebep olmuştur. Ayrıca mezardan çıkardığı cesetlerin de annesine benzeyen kadınlar olduğu belirtilmiştir. Ed Gein’e şizofreni teşhisi konduğu için yargılanmamıştır ancak hayatının geri kalanını akıl hastanesinde geçirmesi uygun görülmüştür ve 1984’teki ölümüne kadar hayatını burada sürdürmüştür.
Ed Gein başta Hitchcock’un “Sapık” filmi olmak üzere “Teksas Katliamı” ve “Kuzuların Sessizliği”filmlerine de ilham kaynağı olmuştur.
Ed Gein Nasıl Yetiştirildi?
Ed’in bir ağabeyi vardı. Anneleri Augusta dindar bir Hristiyan ve babaları George bir alkolikti. Augusta Ed ve ağabeyi Henry’i ergenliklerinde oldukça sıkı bir şekilde kontrol etmiştir. Augusta’ya kadınlarla çıkmayı ve içki içmeyi büyük bir ahlaksızlık olarak görmüş ve bunların önüne geçmek için de çocuklarının okul dışında herhangi bir sosyal ortama girmelerini engelleyerek onları çiftlikteki işlerle meşgul etmiştir. Bu izolasyonun Gein’de oedipus kompleksi geliştirmiş olabileceğine dair görüşler vardır; bu süreç anneyle kurulan ilişkinin bağımlılık seviyesine ulaşmasına sebebiyet vermiş olabilir. Augusta’nın da bu süreçte benzer şekilde oğullarına olan bağlılığı artmıştır, kocasından nefret eder ve evde sürekli oğullarıyla vakit geçirir, onlara güvenir. Yetişkin olduklarında Henry annesine karşı çıkarak bağımsızlaşmıştır ama Ed’in annelerine olan takıntısı devam etmiştir. 1944 yılında Henry ölmüştür, ki bu ölüm için Ed Gein’den şüphelenilmiştir ancak hiçbir zaman kanıtlanamamıştır. Henry’nin ölümüyle Augusta felç geçirmiş ve artık Ed’e tamaman bağımlı bir konuma gelmiştir.
Annesinin de bir yıl sonra ölmesiyle Ed Gein cinayet ve mezar hırsızlığına başlamıştır. Zaten ailesi dışında bir sosyal çevre ile neredeyse hiç etkileşime girmediği için kimliği tam olarak gelişemeyen Ed, Augusta’nın ölümünden sonra kimliğini annesi ile birleştirme çabasına girmiştir.
Annesinin Ölümü ve Şizofreni
Augusta öldükten sonra ona başka bir anne bulmasını söyleyen sesler duymaya başlayan Ed Gein, bunun üzerine mezardan bir ceset çıkarıp onu annesinin yerine koymuştur. Bu seslere annesinin onu terkettiğini düşüncesi sebep olmuş olabilir. Annesinin öldüğünü kabullenememiştir. Annesini yaşatmak istemiş olabilir çünkü herhangi bir sosyal çevreye sahip olmadığı için yalnızdı ve yalnız kalmak istemiyordu. Kendine başka bir gerçeklik kurmuştu. Sosyal temas yoksunluğu paranoyayı besler ve kişiyi başka yeni bir gerçeklik kurmaya itebilir. Baskıcı ve dindar bir annenin, böyle korkunç suçları işleme ve sesler duyma üzerinde etkisi olsa da tek sebep olarak bunu göstermek yine de doğru olmaz.
https://maamodt.asp.radford.edu/psyc 405/serial killers/gein, ed.pdf


Yorum gönder