MİNYATÜR SANATI

Minyatür kelimesi, Latince kırmızı kurşundan yapılmış bir boya anlamına gelen ‘miniare’den Türkçe’ye girmiş, fakat İslam dünyasında minyatür yerine “nakış”, bu sanatı icra edene de “nakkaş” denilmiştir.[1] Minyatür sanatı; kitap resim sanatı olarak tanımlanmaktadır. Kitaplardaki metinleri aydınlatmak amacıyla yapılan açıklayıcı resimlerdir.

Minyatür sanatı kâğıt dışında fildişi ve benzeri maddeler üzerine, ustalar tarafından hazırlanılan doğal boyalar ve çizdikleri resimlerin boyutlarına uygun hazırladıkları fırçalar ile işlenmektedir. Minyatür sanatında çizilen nesnelerde ışık ve gölge olmadığı için derinlik uyandırmamaktadır.

İlk minyatür eserler M.Ö. 2.yy’da Mısır’da papirüs yapraklarının üzerine yapılmıştır. Türk coğrafyasında ise minyatürle ilk olarak Uygur resimleriyle tanışılmıştır. Türk resim sanatında, Uygur döneminden Selçuklu dönemine kadar büyük bir boşluk oluşmuş, 13.yy’dan sonra ilerleme görülmüştür. Selçuklu döneminde, Anadolu’nun çeşitli merkezlerinde yapılmış 5 minyatürlü el yazması örneği bulunmaktadır. Osmanlı döneminde ise minyatür sanatı kendi içinde yeni bir üslup kazanmış, altın çağını yaşamıştır.

Osmanlı dönemine ait minyatürler; savaşları, kıyafetleri, törenleri kısacası Türk toplumunun kültürünü anlatan tarih belgeleyicileri olarak görülmüş ve saray koleksiyonlarında korunmuştur. Günümüzde ise geleneksel el sanatları arasında yer alan minyatür sanatının yeniden canlandırılması üzerine çalışmalar yürütülmektedir.

Kaynakça:
[1] Renda, Günsel, “Minyatür”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Yem Yayınevi, İstanbul 1997, 1262.


Yorum gönder