SİVAS DİVRİĞİ ULU CAMİİ

Türklerin yeni otlak ve yaşam yerleri araması ile Bizans’tan toprak alan Selçuklular bu yerlerde sadece barınma değil idari ve kültürel yapılanma da gerekecek bir yapılanmaya girmişlerdir. Ve imar çalışmaları geç de olsa Selçuklu için Sultan 2. Kılıçarslan tarafından başlanan imar faaliyetleri İslami mimariye yeni boyutlar katmıştı. Bir örneği de Divriği Ulu Camii’dir. (Özkul, 2019) Camii 1243 yılında yapımı sonlanmış, yüzyıllardır korunmuş ve günümüzün önemli eserleri arasında yer almaktadır. Camii Unesco Dünya Mirası listesinde de yer almaktadır. Eşsiz güzellikleri ve özelliklerine geçecek olursak Selçuklu zamanında yapılmış olan camii Selçukluya bağlı Mengücek Beyliği tarafından yapılmıştır. Süleyman Şahın oğlu Ahmet Şah ve eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. Melike Turan dönemin güçlü kadınlarından ve Ahmet Şahın eşi olmasından farklı olarak babasının Erzincan Meliki olması üzere bu emirliğin yıkılması Melike Turanın da Divriği’ye yerleşmesi ile Ahmet Şahın taht ortağı konumundaydı. (Peker, 2007). Bu camiinin mimarı ise Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah’tır. Mimarın ilk eseri olan bu camii bir kadın ve erkeğin beraber yaptırdığı tek eser olmasıyla birlikte Anadolu’da bitişik formattaki tek eser özelliğini taşır. Melike Turan bu eserin Darüşşifasını yaptırmıştır. Camii içerisi çok geniş ve aynı zamanda çok işlevsel yapıya sahipti. İçerisinde o dönemde aşhane, namazgah, şifahane, darüşşifa, camii, kuyu, mahkeme gibi birçok özelliği barındırırdı. İçerisinde bulunan bu çeşitliliğin yanında motif ve süslemelerindeki çeşitlilik ve teklikte göze çarpıyordu. Mimarisine gelecek olursak aslında simetrik olarak görünen motifleri asimetriktir. Motifler İslam sanat anlayışına hitap etse de Barok ve Gotik tarzının da hakim olduğunu görülmekte, aynı zamanda camii ve darüşşifa içerisinde Allah’ın yüceliği ve birliğine çokça vurgu yapılıp İslam sanatında Allah’ın bir olduğunu ifade eden lale motifleri de kullanılmıştır. Başta Alaeddin Keykubat olmak üzere çokça önemli kişinin ismi geçtiği duvar üstü yazıları da dikkat çeker. Caminin planına bakacak olursak kuzey-güney olmak üzere iki doğrultuda planı dikdörtgen olmak üzere, tümü kesme taşlarla kaplıdır. Kıble kısmına dikdörtgen bir plan uygulanmış ve dikey bir tonoza1 dörder pandantif 2 kubbeli yan nefler3 eşlik eder. (Aslanapa, s.113)

Köşe dolgulara yerleştirilmiş olan altıgen boşluklara firuze çiniler konmuş ve bu çiniler Siirt minaresi ile Anadolu’nun çini süslemelerinin ilki olarak göze çarpar. Sade bir nişin içerisine yerleştirilen mihrap barok detaylarla süslenmiş iri silmelerle çevrelenmiştir.

Camide bulunan duvar, sütun, tonozlarda rastgele bir ilerleme değil bir mühendislik harikası yatmaktadır. Hürrem Şah, tek eseri olan Divriği Ulu Cami’ye zengin içerikli tüm yöntemlerin bulunduğu bir bezeme yapmış, gölge oyunlarındaki soyut ve somutluğa, inanç amblemlerine kadar Divriği Cami’nin taç kapılarına işlemiştir. (Özkul, 2019. syf.59) Dört kapısı bulunan camii de her kapı için ayrı betimlemeler bulunuyor.  Kapıların ismi; batı kapısı, cennet kapısı, darüşşifa taç kapı ve şah kapısıdır. Kapıların her biri çok özel ve anlamlı betimlemeler ve ayrıntılarla süslenmiştir. Özellikle cennet kapısı islami değerlerin çokça yer verildiği özellikle ahiret aleminin çok güzel şekillendirdiği bir kapıdır. Allah ismi, ayetler, Elif harfi gibi birçok simgenin bulunduğu bu kapıda cennet betimlenirken bolluk ve huzur dolu fakat cehennem simgelenirken kazan ve alevler bulunmaktadır. (Özkul, 2019. Syf.63)

   Son olarak darüşşifaya gelecek olursak Osmanlıda da bolca yer alan ve hastaları en güzel tedavi yöntemleriyle tedavi eden bu kurum Osmanlıya Selçuklulardan geçmiştir. Darüşşifalar şifa için kurulmuş, farklı yöntem ve tarzlarla hasta olan bireylerin tedavisini sağlarlar. Aynı zamanda psikolojik hastalık bulunan hastalarla da ilgilenilmiş, hatta şuan dönemin popüler yöntemlerinden müzik ve su sesi terapisini de kullanmışlardır. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifasında da bu durum böyle devam etmiş, hastaları sade, sakin ve huzurlu izlenim yaratan bu yer mimari etki olarak camiden başarılıdır. (Aslanapa, s.116)  Kubbeli medreseler grubuna girmekle beraber orijinalliğini bozmamıştır. (Aslanapa, s.116) Şifahanenin içerisinde ikisi sekizgen ikisi dairesel olmak üzere dört sütun ve bir aydınlatma feneri bulunmakla beraber sekizgen sütunların üzerinde ‘Allah’ ve ‘Muhammed’ yazıları yer almaktadır. Refakatçi odalarında bulunan rüzgargülleri ise akıl hastalarının ikisi aynı demesi üzerine tedavilerine devam edecek bir mekanizmayla kurulmuştur. Büyük eyvan bulunan bu yerde bulunan tonozun dünyadan eşi benzeri yoktur, orta göbeği çok parçası bulunan helenozik taşla yapılmıştır. Tam karşı bölümünde gün dönümünü belirleyen 21 bölümlü motif bulunur ve burada eczacıların kullandığı yılan motifi de bulunur. (Özkul, 2019. Syf.61) Şifahanenin o dönemde ki önemini başka yerlerde akıl hastalarının yakılması Osmanlıda ise Kuran okunup su sesi ve müzikle tedavi edildiğinden anlayabiliriz. Son cümleleri Hürrem Şah’ın mütevazi mimarlığının göstergesi olarak kendi ismini cami ve şifahaneye basit bir şekilde yazmış olması ve düşerse ilk kendi isminin düşmesini istemesini gösterebiliriz. (Özkul, 2019. Syf.61)

 

Dipnot:

1. Tonoz: Biçimi alttan içbükey olmak üzere taş ve tuğlayla örülmüş, yarım silindir biçiminde tavan örtüsü

 2. Pandantif: Kemerler üzerine oturtulmuş kubbeyle kemerlerin arasını kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçalarından her biri

 3. Nef: Kilisede apside dik doğrultuda, birbirlerinden sütun ya da ayak dizileriyle ayrılmış, uzunlamasına mekanların her biri.

KAYNAKÇA:

-Özkul, K. (2020). Sivas Divriği Ulu Cami Ve Darüşşifası Bezemeleri. Uluslararası İdil-Ural ve Türkistan Araştırmaları Dergisi2(3), 56-81.

-Peker, A. U. (2007). Divriği Ulu Camisi ve Darüşşifası. Tasarım Merkezi Dergisi (3), 18-25.

– Oktay Aslanapa, Türk Sanatı , ders kitabı

Yorum gönder