Turn the Volume Up: Kapitalizmin Kalbinde Sosyalist Bir Nabız

Dünya Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığını kazanmasına nasıl tepki vereceğine karar vermeye çalışıyor. İktidarlar, Trump korkusuyla sevinçlerini evlerinde yaşaya dursun bu zaferin çok daha vurgulanması gereken bir boyutu olduğu açık.

Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığını kazanması, yalnızca bir seçim zaferi değil, modern kapitalizmin kalbinde yankılanan bir siyasal sarsıntı. Bir yıl önce yüzde bir oy almış bir göçmenin, Müslüman, Filistin destekçisi ve sosyalist kimliğini gizlemeden aksine bunlara sahip çıkarak, Wall Street’in ve AIPAC lobisinin gölgesinde iktidara yürüyebilmesi, ABD siyasetinin sahte istikrarını paramparça etti. Amerika’da müesses nizam uzun süredir “çeşitliliği” bir vitrin estetiğine indirgemeye, sınıf sömürüsünü de bu estetikle gizlemeye çalışıyor. Mamdani’nin o vitrine attığı taş düzeni tuzla buz etmedi belki ama artık kimsenin kapatamayacağı bir çatlak açtı.

Amerikan siyasetinde uzun zamandır değişmeyen kurallar: İsrail’e dokunmayacaksın, sistemin çıkarına çomak sokmayacaksın, kimliğini ancak dekor olarak taşıyacaksın. Mamdani, bu üç yasağı da aynı anda ihlal etti. Ve kaybetmedi. Tersine, Trump’ın göçmen düşmanlığıyla beslenen neofaşist dalgasına karşı, eşitlik ve dayanışma siyasetinin hâlâ kazanabileceğini gösterdi. Kapitalizmin merkezinde, “sosyalizm öldü” diyenlere güçlü bir yanıt verdi.

Mamdani’nin zaferi, kimliğini inkâr etmeyen ama kimliğini tek başına siyaset yapmanın bahanesine dönüştürmeyen bir hattın ürünü. Camiye de gitti, sinagoga da, Hint tapınaklarına da, gey barına da. Bir kimlikler geçidi değil, ortak insanlık fikrinin yeniden dirilişiydi bu. Mamdani’nin mitinglerinde “biz” sözcüğü, çoktan unutturulmuş bir anlam kazandı: birlikte yaşamanın, birlikte mücadele etmenin, birlikte nefes almanın siyaseti.

Mamdani’nin seçim kampanyası, modası geçmiş sayılan sosyal demokrat taleplerle örülmüştü: barınma bir hak olmalıydı, toplu taşıma ücretsiz olmalıydı, öğretmenler insanca ücret almalı, çocuklar okulda aç kalmamalıydı. Yani, kapitalist gerçekçiliğin bize unutturduğu basit hakikat: devlet, yurttaşlarına hizmet etmek için vardır. Mamdani bu “eski” taleplerin yankısını, New York’un apartmanlarında, metro duraklarında, kampüslerinde yeniden duyurdu.

Karşısındaki Trumpçı popülizmle arasındaki fark, sadece ideolojik değil, ahlaki bir uçurumdu. Trump, öfkeyi korkuya dönüştürürken; Mamdani öfkeyi dayanışmaya çevirdi. İkisi de “elit karşıtı” bir dille konuşuyor belki, ama biri beyaz üstünlüğüyle beslenen bir nefreti örgütlerken, diğeri sınıf dayanışmasını yeniden siyasal dile tercüme etti. Neofaşist dalga, korkunun enerjisini sömürüyordu; Mamdani hareketi, umudun enerjisini örgütledi. Bu fark, siyasetin yeniden hangi toprakta filizlenebileceğini gösteriyor.

Bu hikâyeyi yalnızca Amerikan sınırlarında okumak yetersiz olur. Aslında Türkiye’de de benzer bir rezonans mevcut. Ekrem İmamoğlu’nun, kimsenin adını bilmediği bir adayken, imkânsız görünen bir seçimi kazanması; politik elitlerin tekelini kırarak halkın gündelik adalet duygusuna yaslanması, Mamdani’nin başarısının yankılarını taşır. Her iki örnek de aynı şeyi söylüyor: halkın umudu, siyasetin en güçlü yakıtıdır çünkü onu hiçbir sermaye fonlayamaz, hiçbir medya dizginleyemez.

Amerika için New York’u alan Amerika’yı alır tarzında bir denklem yok. Ancak merkez-çevre diyalektiğinde özellikle sermaye kesimleri için ayrıcalıklı bir yer tutuğu açık. Tam da bu nedenle, bu yerelliğin ardında evrensel bir anlam bulunuyor. New York gibi neoliberal düzenin en güvenli şehirlerinden birinde, sosyalizmin sesi yeniden duyuluyor. Ve bu ses,  yalnızca bir kentin değil, bir dönemin ruhunu da değiştirebilir.

Zohran Mamdani seçim gecesi sahnede adeta Trump nezdinde tüm dünyaya seslendi: “Turn the volume up.”
Bu, bir zafer nidası değil, bir mümkünlük ilanıydı. Yıllardır “sosyalizm öldü” diyenlere, kapitalizmin tam merkezinden verilen sakin ama sarsıcı bir cevaptı.

Dünya siyaseti değişmedi belki, ama sessizlik bozuldu.

Yorum gönder