Yemeklerin Hikayesi II
Geçmişi Orta Asya’ya kadar uzanan Tarhana, kısa sürede pişirilen ve uzun süre saklanabilen bir yiyecek olması nedeniyle ile göçebe kültürüne uygun bir yiyecek olmuştur ve bu şekilde yayılmıştır.
Göçebe yaşam süren Türklerin, göç sırasında tüketebilecekleri ve uzun süre dayanabilecek gıda ürünlerine ihtiyaçları oluyordu.
Genellikle gıda ihtiyaçlarını, ürünleri kurutup saklayarak sağlayan göçebe Türkler, bu nedenlerden kaynaklı yoğurdun uzun süre saklanmasını sağlamak amacıyla ortaya tarhanayı çıkarmıştır.
Yayılması ise Orta Asya’dan göç eden Türkler ve Moğollar tarafından Anadolu, Orta Doğu, Macaristan ve Finlandiya’ ya getirildiği düşünülmektedir.
Tarhana sözcüğünün kökeni ise Farsça “kurutulmuş yoğurttan yapılan çorba” anlamına gelen Tarine veya Tarhäne sözcüklerinden türemiştir. Farsça “yaş veya ıslak anlamında olan” tar ve yine Farsca “yemek anlamında” olan hane sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Tarhana, Finlandiya’da “tal- kuna”, Irak’ta “kisk”, Türkistan’da “göce” gibi isimlerle bilinmektedir.
Eski bir kültürü olan ve uzun geçmişe dayanan tarhana bazı kaynaklarda da geçmektedir. Divan-ı Lugat-it Türk’de “tar” kelimesine rastlanmıştır. Bu kelime “yazdan kış için toplanıp saklanan bir çeşit yoğurt ” olarak kullanılır. 16. yüzyılda yaşamış Mütercim Asim Efendi “Burhan’ Kati” eserinde İran’da yapılan tarhanayı anlatır ve Türkiye’de “terhane” adı ile bulunduğunu belirtililir. Kaynakta bulunan tarif ise günümüz tarhana tarifi ile büyük ölçüde benzerdir.
Tarhananın Anadolu’da yayılışı ise birçok hikaye ve rivayete dayanır. Bir hikayeye göre, padişah Yavuz Sultan Selim Ramazan ayında çarşıyı denetlemek nedeniyle veziri ile denetime çıkmıştır. İftar saati yaklaşınca vezir padişaha: “Padişahım, ezan kimin evinin önünde okunursa o evde iftarımızı açalım” der. O dönemde iftar saatinde Anadolu’da her kapı kişileri misafir etmek maksadıyla açık olur.
Her evin önünde misafir kabul etmek için muhakkak bekleyenler olur. Aksam ezanı okununca, padişah ve vezir yaşlı bir efendiye misafir olur. Sofrada bulunan çorba ile iftar açılır. Padişah çorbayı çok beğenir ve ev sahibine dönerek çorbanın adını öğrenir. Ev sahibi de “Dar Hane” der. Sonra bu çorba saray mutfağına girer ve söylene söylene “Tarhana” halini alır.
KAYNAK
İnstagram/ hikayeliyemekler


Yorum gönder