ZORBALIK DÖNGÜSÜ: Bir “Kurban”dan “Zorba”ya Dönüşüm
Zorbalık; akranlar arasında çatışma ve fiziksel güç gösterisi şeklinde kendini gösteren, çeşitli şekillerde gerçekleşen baskı kurma ve rahatsız etme durumudur. Bir başka söylemle, kişilerin birbirine şiddet uygulamasıdır. Aynı zamanda zorbalığı, kendini koruyamayacak pozisyonda olan kişiye karşı yapılan fiziksel ya da psikolojik sonuçları olan, tekrarlı bir şiddet türü olarak açıklayabiliriz. Bu yazıda zorbalığın çeşitlerine değinerek; zorbalığa neden olan faktörlere ve konuya daha da yakınlaşmak için bir vaka örneğine yer vereceğiz.
Bir davranışın zorbalık olarak tanımlanabilmesi için 3 kriterin varlığını sorgulamamız gereklidir. Bunlar;
1. Zarar verme davranışının kasıtlı olarak gerçekleşmesi,
2. Zorbanın zarar verme davranışlarını sürekli olarak uyguluyor olması,
3. Zorbaca davranışı yapan zorba ile buna maruz kalan kişi arasında hem psikolojik hem de fiziksel bir güç dengesizliğinin olmasıdır.

Zorbalık; fiziksel, sözel, psikolojik, cinsel, siber ve dolaylı yoldan yapılmakta olup bunlarla birlikte maddesel zarar olarak da kendini göstermektedir. Bunları örneklerle birlikte ifade etmek daha açıklayıcı olabilir:
Fiziksel Zorbalık: Tekme atma, tokat vurma, itme, çekme, boğazını sıkma, dürtme, yumruklama, ısırma, tırmalama, çimdikleme, saçını çekme, tükürme, odaya kilitleme gibi davranışları içermektedir.
Sözel Zorbalık: Sataşma, aşağılamak amaçlı alay edici sözler söyleme, isim takma, dalga geçme, kızdırma, hoşa gitmeyen kelimeler ve küfür kullanma gibi sözel olan davranışları içermektedir ve en yaygın görülen zorbalık şekli olmaktadır.
Dolaylı Yoldan Yapılan Zorbalık: Dedikodu, söylenti yayma, dışlama, yalnız bırakma gibi içerikleri kapsamaktadır.
Maddesel Zarar İçeren Zorbalık: Para ve kişiye ait eşyaları zorla alma, kişiye ait eşyalara zarar verme gibi eylemlerden oluşmaktadır.
Psikolojik Zorbalık: Vücut dilinin düşmanca kullanıldığı gözlerin devrilmesi, kaşların çatılması, kötü bakışların atılması, gülerek bakılması gibi davranışlardır.

Cinsel Zorbalık: Belirli el hareketlerini, cinsel talepleri, cinselliğe davet eden ifadeleri ve tavırları, müstehcen fıkraların anlatılmasını, dinlemeye zorlanmasını, dokunmayı, sarılmayı, kişinin cinselliğine yönelik dalga geçilmesini ve söylentiler çıkarılmasını içermektedir ve istenilmediği halde cinsel içerikli mesajların gönderilmesi davranışlardır.
Siber Zorbalık: Bir kişi ya da grup tarafından, bilgi ve iletişim ile ilgili teknolojik araçlar vasıtasıyla, diğer kişiye kasıtlı olarak ve tekrarlayıcı şekilde zarar verme davranışıdır.

Bu tür zorbaca davranışlara sürekli maruz kalanlar “kurban” olarak adlandırılmaktadırlar. Kurbanlar, maruz kaldıkları bu ve benzeri zorbaca davranışlar karşısında tepki gösteremezler ve uysal olmak zorunda kalıp pasif davranışlar göstermeye daha eğilimli olabilirler.
Özellikle günümüzde, zorbalığın eğitim kurumlarında öğrenciler arasında yaygınlaştığını fark ediyoruz. Bu zorbalıklar, genelde bir veya birden fazla öğrencinin kendilerinden oldukça güçsüz öğrencileri kasıtlı ve yineleyici şekilde sürekli rahatsız etmesi şeklinde gerçekleşiyor. Bu bağlamda zorbalığa uğrayan kurbanın da genellikle kendini koruyamayacak güçsüzlükte olduğuyla karşılaşıyoruz.
Peki Zorbalık Kişide Nasıl Etkiler Yaratıyor?
Zorbalık ile ilgili yapılan bazı araştırmalarca; sürekli zorbalığa maruz kalan öğrencilerin, ciddi stres etkisine girdikleri ve bu stres düzeyinin de oldukça olumsuz sonuçlar doğurduğu bulunmuştur. Öyle ki; sürekli olarak zorbalığı deneyimleyen öğrencilerde zorbalığın, fiziksel sağlık problemlerine dahi yol açtığı bulunmuştur.
Akran zorbalığı bir noktada öyle etkilere sahiptir ki maruz kalan kişiyi yetersiz, değersiz ve pis hissettirmektedir. Özellikle de sosyal olarak destek almayan yani duygusal yardım görmeyen öğrencilerin zihinsel ve ruhsal hastalıklara yakalanma ihtimalleri daha fazla artmaktadır.

Hangi Koşullar Biz İnsanları Zorba veya Kurban Yapıyor?
Bu noktada şöyle bir soru sormak yerinde olacaktır: Zorba veya kurban olmak bir tercih mi yoksa bu bizlere mizaç olarak yüklenen bir şey mi? Ya da zorba ve kurban rolüne bir yatkınlık mı söz konusu?
Türkiye’de zorbalıkla ilgili yapılan bir çalışmada; benlik saygıları yüksek olan öğrencilerin akran zorbası olma durumları daha yüksektir, şeklinde bir sonuca varılmış. Yani aile üyeleriyle, özellikle doğum sonrasından itibaren kendilerine bakım veren kişilerle iyi ilişkiler kurup güvenli bağlar oluşturmuş çocukların benlik saygılarının daha yüksek olduğunu söylersek eğer bu anlamda iyi bir kişilik algısına sahip çocuklar birer zorba adayı oluyorlar.
Açıkçası bulunduğumuz dünyada edindiğimiz çoğu davranışın, -refleksler ve fobiler benzeri psikolojik kazanımlar hariç- çevremizdeki insanlar tarafından bizlere kazandırılıyor olduğuna inanan biri olarak bu çıkarım beni pek tatmin etmedi ve inandırıcı da gelmedi. Yani erken çocukluktan itibaren iyi ilişkiler kurmaya odaklı yetiştirilen çocuklar nasıl olur da daha sonrasında birer zorba olabilirler?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi edindiğimiz çoğu davranış, çevremizdeki insanlar tarafından bizlere kazandırılıyor. Bu öğrenme biçimi Albert Bandura’nın “Sosyal Öğrenme Kuramında” da bahsedilir. Kuramının temelinde, gözlem ve başkalarının yaptığı davranışları taklit etmeye dayalı bir öğrenme söz konusudur. Peki sadece olumlu davranışları mı öğreniyoruz?
Elbette ki hayır. Zorbalığı da öğreniyor olmak olası.
Çocuklar genellikle, düşünce yapılarında “güvenli alan” şeklinde şemalaşan yaşam alanında, aile üyeleri arasında yaşanan ve şahit oldukları durumları taklit etme ve kendi yaşamlarına, daha doğrusu kendi davranışlarına aktarma eğilimi gösterirler. Bu öğrenme içgüdüsünden de kaynaklanır.
Çocuk elbette ki aile içinde yaşanan herhangi bir şiddet türüne doğrudan ve/veya dolaylı (gözlem yoluyla) maruz kaldığında, bir süre sonra aynı davranışları kendisi de uygulamaya başlar. Bu davranışları öncelikle oyuncaklarına uygulayabildiğini görebiliriz. Hatta evcil bir hayvana karşı da ne yazık ki şiddet davranışları gösterebildiğini de. Elbette ev ortamında gözlemlediği ya da maruz kaldığı şiddetin çocuğu travmatize ediyor olduğu da belirtilmelidir.
Çocuk, aileden aldığı travmanın izlerini yani öğrendiği şiddet davranışlarını, bir süre sonra okulda diğer çocuklar üzerinde tekrarlamaya başlar. Ki özellikle ailede şiddet gösteren kişiyle kendini özdeşleştiren çocukların okullarda zorba rolüne büründüklerini görüyor oluruz. Pek tabii zorbalığı öğrenme süreci yalnızca ailede gerçekleşmiyor. Bu tarz zorbaca davranışları okulda bir akranından gören çocukların da yine benzer şekilde bir başka öğrenciye aynı davranışları uyguladığını görüyoruz. Yani özetle zorbalık mizaç olarak insanlara yüklenmiş bir şey değil. Sonradan görüp öğrenilen bir şeydir. Peki zorba rolünde olmayı bu şekilde açıklıyorsak kurban rolünü nasıl açıklayabiliriz?
Aynı öğrenme süreci bu noktada da yaşanıyor. Ancak çocuk örneğin; evde karşılaştığı şiddet döngüsünde kendisini mağdur kişiyle özdeşleştirmiş ise yani evdeki şiddet gören kişiyle özdeşim yapmışsa okuldaki zorbalık döngüsünde de kurban rölüne bürünüyor.
Ayrıca yapılan araştırmalarca zorbaca davranışa maruz kalan kurban öğrencilerin genellikle; içe dönük, kaygılı, güvensiz, çekingen oldukları ve özsaygı düzeyleri ile sosyal becerilerinin de oldukça düşük olduğu anlaşılmıştır.
Özetle; bir çocuk eğer ki akran zorbalığı yapıyorsa veya buna maruz kalıyorsa yaşadığı ortamda fiziksel veya psikolojik şiddete bizzat maruz kalmış ya da tanıklık etmiştir, denilebilir. Zorba veya kurban rolüne bürünüyor olması tanıklık ettiği şiddet olaylarında kendisini zalim kişiyle mi yoksa mağdur kişiyle mi özdeşleştirdiğine göre belirlenmekle birlikte kişilik özellikleriyle şekillenebiliyor. Yani her koşul birbiriyle bağlantılı ve birbirinden bağımsız düşünülemez. (Sosyal öğrenme-özdeşim yapma-kişilik özellikleri/yatkınlık)
Yukarıda bahsi geçen araştırmadaki; “benlik saygıları yüksek olan öğrencilerin akran zorbası olma durumları daha yüksektir”, şeklindeki çıkarım da muhtemelen kişinin yatkınlık durumuna atıfta bulunmaktadır ve bu açıdan düşünüldüğünde gayet kabul edilebilirdir.

Zorbalık Döngüsünde Yer Alan Bir Öğrencinin Obsesif Kompulsif Bozukluk ile İlişkisini İncelemek Amacıyla Sunulan Vaka Örneği
Zorbalığa maruz kalıyor olmanın bazı psikolojik sonuçları olabileceğinden bahsetmiştim. Bu vakada da zorbalığa maruz kalmış bir kişinin, “Obsesif Kompulsif Bozukluk” olarak adlandırılan psikolojik bir rahatsızlığı yaşamakta olduğunu görüyoruz. (Kişinin ismi, yaşı ve kişisel koşulları; kimliğini ve gizliliğini korumak amaçlı gizlenmiş ve değiştirilmiştir. Yazılanlar için onay alınmıştır. Yalnızca “Öğrenci” şeklinde bir isim verilmiştir.)
Öğrenci ortaokula gidiyor; evde annesi, babası ve abisiyle yaşıyor. Obsesif düşüncelerinin neredeyse tamamı mikrop kapmak ve hastalık kaygısı üzerine. Bu obsesif düşünceleri özellikle; kapı, anahtar, masa, telefon, kulaklık kablosu, peçete, musluk, lamba düğmeleri, okul çantası ve kıyafetlerine dokunduğunda, etrafındaki birileri öksürdüğünde ve hapşırdığında ortaya çıkıyor.
Bu gibi yerlere dokunduğunda ya da insanların bu tarz seslerini duyduğunda aklına gelen “Mikrop geldi, ağzıma mikrop bulaştı.” gibi zorlayıcı/takıntılı düşüncelerle baş etmek için; tekrarlı olarak el yıkama davranışı (genellikle 4 kere olmak üzere) ve tükürme davranışları (Elini yıkarken tekrar ettiği sayı kadar) gerçekleştiriyor. Öğrenci bu obsesif düşünceleri ve kompulsif davranışları gününün belirli bir zamanını ele geçirdiği için duygulanım olarak sıklıkla öfke yaşamaktaydı.
Obsesif kompulsif bozukluğa yönelik gerekli müdahalelerde bulunurken onun geçmiş yaşantısını ele almak gerektiğini de biliyordum. Buna yönelik görüşmelerimizde de geçmişte zorbalığa uğradığına dair anılar gün yüzüne çıkmış oldu. Hatta görüşmeyi yaptığımız dönemde de hala zorbalığa maruz kaldığına dair çıkarımlar yapabildiğim yaşam olayları karşımıza çıktı.
Elbette zorbalığa maruz kalıyor olmak direkt olarak obsesif kompulsif bozukluğu etkiler demek bilimsel olarak da pek doğru değildir çünkü her insan biriciktir ve günlük hayatta yaşanılan kötü olaylar her insanda farklı bir rahatsızlığı tetikleyebilir. Ama pek tabii bu vaka için zorbalık yaşantıları, kişiyi o noktaya getiren en önemli etkenlerden birisi olabilir. -Ki psikolojik rahatsızlıkların hem biyolojik hem psikolojik hem de sosyal bileşenlerin tümüyle etkileşimli olarak ortaya çıktığını belirtmeliyim.-
Öğrenci ile mağduru olduğu zorbalık anılarını konuşurken aslında bir noktada onun, “farkında olmadan” zorba rolünde olduğu bambaşka anılar da ortaya çıkıverdi. Kendisi kuzenlerinin ve ilkokul arkadaşlarının bulunduğu zorbalık döngüsünde “Kurban” iken ve hatta ortaokul arkadaşlarının bir kısmından da zorbalığa maruz kalıyorken bir başkasına karşı da “Zorba” olmaya başlamıştı.
Kendisi bu durumu şöyle ifade ediyordu: “Abim ve kuzenlerim bana vuruyor ve benimle saçlarımdan dolayı dalga geçiyorlardı. O an utanmıştım, ağlamak istiyordum ama ağlarsam da benimle dalga geçip güleceklerdi. O zaman çok sinirlendim, kendimi çok güçsüz hissettim. Aynı his okuldaki çocuklar bana küfür ettiğinde de gelmişti. Utanç. Aklımdan ‘pis’ olduğum ‘kirli’ olduğum geçiyordu. ‘İğrenç’ biriydim sanki. Hepsinden intikam almak istiyordum ama güçsüzdüm. Uzun süre bana bunu yaptılar ama karşılık veremeyecek ve onlardan intikam alamayacak kadar güçsüzdüm. Ben de aylar sonra sınıftaki birine ‘bulaşmaya’ karar verdim. O da güçsüzdü bence ve sessizdi. Aynı ben gibiydi. Önce birkaç gün sadece bunu yaptığımı düşündüm ama yapmadım, nasıl yaptığımı hayal ettim. Hayalimde güçlü gözüküyordum. Sonra bir gün ona aniden ‘Sen sus, inek!’ dedim. Herkes gülmeye başlamıştı ve ben de gülmüştüm. Sonraki gün, bahçede beden dersindeyken çarpıştık ve ardından yanına gidip saçını çektim. Saçları örgülüydü bu yüzden canı hemen acıdı ve tam bana bağıracaktı ki ona tekrar ‘Sen sus, inek!’ dedim. Kendimi çok fena güçlü hissediyordum.”
Sonraki seanslarda zorbalık döngüsünden konuşup hem kurban rolündeyken hem de zorba rolündeyken var olan sorunla nasıl başa çıkabileceğimizle ilgili konuşurken şunları da ekledi: “Hatırladığım kadarıyla kendimi güçlü zannediyordum, öyle hissetmiyordum. Şu an gerçekten hissettiğim tek şey suçluluk. Bunu yapmamam lazımdı.”
Sonraki süreçte zorbalık döngüsünde yer almasına bağlı olarak ortaya çıkan tüm duygu ve düşüncelerinin üzerinde çalıştığımızda obsesif kompulsif bozukluğa yönelik semptomların neredeyse tümünde belirgin bir azalma meydana geldi. Öğrenci, şu an refah düzeyinin belirgin düzeyde olumlu anlamda değiştiğini ve bunda önemli bir payın, zorbalıkla nasıl mücadele edebileceğini çözmesinin olduğunu ifade ediyor.
Elbette ki öyle.
Zorbalık, günlük hayatta çözemeden içimize attıklarımızın dışarıya birer yansıması aslında. Kalpleri kıran, ruhları yıkan bir durum ve elbette ki hiçbir insanın hak etmediği ancak karşı karşıya kaldığı bir deneyim. Zorbalık döngüsündeki roller de olabildiğince akışkan, birbiriyle etkileşimli. Bir gün “kurban” oluyorken başka bir gün “zorbanın” ta kendisi olunabiliyor. Yani günlük yaşamda başka hiçbir rolün bu denli etkileşimli olduğunu düşünmüyorum, bu anlamda bakıldığında da olabildiğince tehlikeli.
Görüşme yaptığımız “öğrenci” yalnızca tek bir örnek. Yukarıda kendisinin izni dahilinde verdiğimiz örnekler de konuştuklarımızın yalnızca çok küçük bir kısmı. Günlük yaşamda zorbalık döngüsünde yer alan daha nice “öğrenci” var. Aslında onların hepsi ışıl ışıl bakan, gelecek için umutlu, kalpleri neşeyle dolu masum çocuklar. Yalnızca kocaman bir dünyada olumsuz deneyimler yaşamak zorunda kalmışlar ve gözlerindeki o ışığı söndüren zorbalık ile tanışmışlar. Elbette içerisinde bulunduğumuz dünya kalabalık olsa da zorbalık, insana yalnız hissettirir. Güçsüz ve kimsenin görüşmek istemeyeceği kadar kirli hissettirir. İnsanın düşünce ve duygularına öyle bir işler ki ne umut kalır ne de neşe ve pek tabii ne hoşgörü ne de empati. İnsanın kalbinde umut yok olduğu zaman, şu ana ve geleceğe dair inanç da zedelenir. Yaşama sevinci yok olur. İnsanın benliği yıpranır, özgüveni yerle bir olur. Elbette böyle bir durumda olan insandan zorba olmaması beklenemez ki!

Üstelik zorbalık yalnızca kısa süreli olumsuz etkilere sahip değildir. Yukarıda da değindiğimiz gibi çeşitli psikolojik rahatsızların ortaya çıkmasında ve uzun süre o rahatsızlığın sürmesinde etkili bir rol oynar. Aynı zamanda çocukluk çağında zorbalığa maruz kalmış insanlar hayatlarının geri kalanında da bununla mücadele ederler. Bu yetişkinlikte ya sosyal içe çekilme, anksiyete ve güvensizlik olarak görünür ya da öfke problemi yaşayan veya direkt zorba olan eş, ebeveyn, patron, işçi, öğretmen, doktor vs. olarak görünür.
Her şekilde zorbalık döngüsü bir karabasan gibidir ve bütün yaşamı etkiler. Mücadele etmek zorlayıcı olsa da imkansız asla değil. Zorbalıkla mücadele etmek için aileler, eğitim kurumları ve kısacası tüm toplum el ele vermeli. Aslında çeşitli nedenlerden dolayı genellikle ikiye, üçe hatta beşe bölünen bir toplumdan el ele vermesi ve bir şeyler yapmasını beklemek ümit zedeleyici olsa da yine de ümitsizliğe kapılmamak gerekli. Çünkü bölünmenin kökeni de yine zorbalık ve ümitsiz olursak bir çözüm arayışı daha yorucu hale gelecektir.
Kaynakça:
- Olweus, D. (1993). Bullies on the playground: The role of victimization. Children on playgrounds: Research perspectives and applications, 85-128.
- Olweus, D., & Limber, S. P. (2009). Th e Olweus Bullying Prevention Program: Implementation and Evaluation over Two Decades. In Handbook of bullying in schools (pp. 387-412). Routledge.
- Pekel-Uludagli, N., & Ucanok, Z. (2005). Loneliness, academic achievement and types of bullying behavior according to sociometric status in bully/victim groups.
- Pişkin, M. (2002). Okul zorbalığı, tanımları, sahip olduğu ve alınabilecek önlemler. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri , 2 (2), 531-562.
- Rigby, K. E. N. (2000). Effects of peer victimization in schools and perceived social support on adolescent well-being. Journal of adolescence, 23(1), 57-68.
Fotoğraflar: Pexels.com

Yorum gönder