6 Şubat
Bir yıl daha geçti. 6 Şubat 2023’te yaşadığımız felaketi unutmadık, unutturmayacağız. Ancak, siyaset üreticilerinin verdikleri sözleri tutmadığını, bilim insanlarının uyarılarına kulak asılmadığını ve depremzedelerin hala insan onuruna yakışır şartlarda yaşayamadığını görmek acı verici.
Deprem bir doğa olgusudur; ancak felakete dönüşmesi, insan eliyle yaratılan bir gerçektir. Japon deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki’nin şu sözü durumu özetler niteliktedir: “Deprem öldürmez, bina öldürür.” Bilim insanları yıllardır uyarıyor: Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür defalarca, bölgeye dair ayrıntılı raporlar sundu. Ancak bu uyarılara kulak verildi mi?
İki yıl önce şahit olduğumuz çöküş, sırf jeolojik değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir çöküştü. Deprem bölgesinde yavaş ve yetersiz müdahale, felaketi daha da derinleştirdi. Enkaz altında kalan insanlar saatlerce, günlerce yardım bekledi. Yardım gelene kadar hayatta kalamayan binlerce insan, sadece yıkılan binaların değil, yıkılan bir sistemin de kurbanı oldu.
Bugün bölgeye gittiğimizde özellikle küçük yerleşimlerde, insanlık dışı koşullar devam ediyor. Kalıcı konutların eksikliği, altyapı problemleri, su ve hijyen sorunları, eğitime erişimdeki sıkıntılar hala aşılamadı. Kış aylarında çadırda ya da konteynerde yaşamak zorunda kalan insanlar, yetkililerin “her şey yolunda” mesajlarıyla adeta dalga geçildiğini hissediyor.
UNESCO’nun 2023 raporuna göre, afet bölgelerinde uzun vadeli yeniden yapılanmanın şeffaf ve toplum odaklı yürütülmesi gerekiyor. Ancak şu ana kadar şeffaf bir yeniden yapılanma planı yerine, seçim döneminde yaşananlar, ihaleler ve rant hesapları gündemi meşgul etti. Bu noktada, öncelikle siyasi sorumluluk alınması şart ama ihtimal dahilinde değil.
Sonuç olarak sorumluluk almak yine halka düşüyor. Depremzede yurttaşlarla dayanışma, sadece insani bir görev değil, aynı zamanda toplumsal bir zorunluluk. Hannah Arendt’in de belirttiği gibi, “Sorumluluk almazsanız, suça ortak olursunuz.” Bugün dayanışmayı küçümseyen, “herkes başının çaresine baksın” anlayışını yayan söylemlerle karşılaşıyoruz. Ancak unutmayalım ki, kolektif çaba olmadan, böylesi bir felaketin yaraları sarılamaz.
Deprem bölgesindeki insanlar yalnızlığa mahkûm edilemez. Onların sesi olmak, gerçekleri dile getirmek ve dayanışmayı sürdürmek, sadece bir tercih değil, ahlaki bir zorunluluktur. Unutmadık, unutmayacağız ve unutturmamaya devam edeceğiz.



Yorum gönder