Davranış Bir Sonuçtur / Aileler Ne Yapmalı?


Okullarda şiddet… Düşünde bile kabullenilemeyecek bir durumken, çok yönlü ihmaller sebebiyle maalesef gerçekleşmektedir.

Çok yönlü diyorum çünkü sadece şiddeti uygulayan kişi değil;
bireyselden aileye, eğitim ortamından koruyucu sistemlere kadar birçok katmanda ihmal olduğunda bu sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.
Bunu engellemek ise yine çok yönlü çalışmalarla mümkün olacaktır.

Yazımızda, sebeplerden biri olan ve toplumun en küçük parçası sayılan aile üzerinden ilerleyeceğiz.

Bir çocuk yalnızca bir ailenin değil, toplumun geleceğidir.
Nasıl çocuklar yetiştiriyorsak, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımız da buna göre şekillenir.
Bu yüzden çocuk yetiştirmek bir tercih değil, ciddi bir sorumluluktur.
Ve bu sorumluluk, doğru yaklaşımlarla yerine getirilir.
Bir ailenin, çocuğuna karşı yerine getirmesi gereken temel sorumlulukları ve zorunlulukları vardır.

Bu noktada önce şu sorudan başlamak gerekir:
Bir çocuk en çok kimi örnek alır?
Cevap çok net: Ebeveynini…

Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir.
Bu yüzden mesele sadece doğruyu anlatmak değil; o doğruyu yaşayabilmek ve gerektiğinde uygun müdahalelerde bulunabilmektir.
Anne baba olmak bir roldür ve bu rol, kişinin bireysel özelliklerinden etkilenerek ebeveyn tutumlarını oluşturur.
Elbette mükemmel insan olmadığı gibi mükemmel aile de yoktur.
Bu nedenle ebeveynler, zamana uygun doğru yaklaşımları öğrenmeli ve gerektiğinde destek mekanizmalarından yardım almalıdır.

Bir çocuğun ne izlediğini, kimlerle vakit geçirdiğini, hangi içeriklere maruz kaldığını bilmek ebeveynliğin temel bir parçasıdır.
Günümüzde geniş kitlelere ulaşmak oldukça kolaydır. Bu nedenle çocuklar, fiziksel çevreleri dışında da iyi ya da kötü örnek olabilecek birçok kişi ve grupla karşılaşabilmektedir.
Bu alanın boş bırakılması, çocuğun yönünü tamamen dış dünyaya bırakmak anlamına gelir ve bu durum ciddi riskler taşır.

Bu noktada; hatırlatmalar yapmak, süreci takip etmek, çağın gerekliliklerini bilmek (teknolojiyi doğru kullanmak) ve en önemlisi sınır koymak oldukça önemlidir.
Gerekirse destek alarak, çocuğun teknoloji dışı alanlara yönelmesini sağlamak ve olumlu aktivitelerle meşgul olmasına yardımcı olmak gerekir.

Aynı şekilde, bir çocuk kendini ifade edemiyorsa ya da ifade ettiğinde dinlenmiyor, konu kapatılıyor veya sadece nasihat veriliyorsa; o çocuk kendini başka yollarla gösterecektir.
Bu da çoğu zaman olumsuz davranışlar üzerinden gerçekleşir.

Bu yüzden iletişim kurmak sadece konuşmak değil; çocuğun konuşabileceği bir alan oluşturmaktır.
Bu durum özellikle ergenlik döneminde oldukça önemlidir.
Konu ne kadar zorlayıcı olursa olsun, nasihat vermeden dinlemek, anlamaya çalışmak, duygularına odaklanmak ve gerektiğinde destek mekanizmalarına başvurmak gerekir.

Çocuğun yaptığı hataların yaptırımsız kalması, verdiği sinyallerin fark edilmemesi ya da bunların aile tarafından örtülmesi; çoğu zaman “çocuğu korumak” olarak değerlendirilse de aslında en büyük hatalardan biridir.

Çünkü bireysel yaşamdan toplumsal yaşama kadar her alanda kurallar ve sınırlar vardır.
Bu sınırlara uyum sağlanmaması, önce bireyi, ardından toplumu olumsuz etkileyebilir.

Elbette çocuklar sınırları deneyerek öğrenir.
Burada amaç, bu denemelerin hiç olmaması değil; bu süreçte doğru önleme ve yönlendirme mekanizmalarının uygulanmasıdır.

Bir aile olarak, hataların üstünü örtmek yerine; gerektiğinde sonuçlarla yüzleşmesine izin vermek, uygun yaptırımlar uygulamak ve doğru yaklaşımlar sergilemek çocuklara hayatın kurallarını öğretir.

Ve unutulmaması gereken önemli bir gerçek var:
Hiçbir çocuk sebepsiz değişmez.
Görünen her davranışın arkasında anlaşılmayı bekleyen bir süreç vardır.

Sadece davranışı bastırmak ya da görmezden gelmek, o süreci ortadan kaldırmaz.

Toplum bir anda değişmez.
Ama ihmal edilen her çocuk, bu değişimin olumsuz bir parçası olur.
Aynı şekilde, sağlıklı yetiştirilen her çocuk da bu değişimin başlangıcıdır.

Yorum gönder