Melissa Kasırgası ve Kendi Yok Oluşumuzun İzinde
Dünya, savaşların, kıyımların ve politik hesapların gürültüsüyle sarsılırken ekolojik kriz sessizce büyümeye devam ediyor. Haber başlıkları tankların, dronların, iktidar kavgalarının gölgesinde yankılanıyorken gezegenin uyarıları çoğu zaman duyulmuyor. Oysa savaşlar yalnızca insanları değil, ekosistemleri de yok ediyor, bombalanan topraklar zehirleniyor, ormanlar yakılıyor, su kaynakları kirleniyor… Bugün “toprak savaşları” diye adlandırılan çatışmaların birçoğu, aslında kuruyan nehirlerin, tükenen madenlerin ve ekolojik krizin bir gölge oyunundaki farklı bir sonucundan başka bir şey olmadığı elbette bir gün anlaşılacak. Belki o zaman güçlü devletlerin, giderek kıtlaşan kaynaklar uğruna zayıf olanları yuttuğu ve ekoloji mücadelesinin “yüksek siyasetin” ta kendisi olduğu anlaşılır.
Greta Thunberg’in Gazze için yükselttiği ses bu yüzden yalnızca politik değil, ekolojik bir dayanışma çağrısıdır. Çünkü savaş da, iklim de, adalet de aynı zincirin halkaları. İnsanlık sadece doğayı değil, birbirini de tüketerek kendi sonunu hızlandırıyor. İşte Kasırga Melissa da bu zincirin yeni halkalarından biri. Ve hayır doğal afet değil, “uygarlığın” sebep olduğu ekokıyıma göstergesidir.
Geçen hafta Karayipler’i vuran Melissa Kasırgası, yalnızca meteorolojik bir olay olarak tanımlanamaz bu insanlık çağının ve çelişkilerinin bir yansıması. Jamaika’yı yerle bir ettikten sonra Küba’ya yönelen kasırga, binlerce insanı yerinden etti; elektrik ağlarını, yolları, tarım alanlarını yok etti. Uzmanlar bu tür fırtınaların artık daha sık ve yıkıcı hale geldiğini belirtse de 2000’lerde doğan birinin bile bunu anlaması için uzmanlara ihtiyacı yok. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA, 2025) verilerine göre, son yirmi beş yılda Atlantik kasırgalarının ortalama şiddeti yüzde otuz oranında arttı. Bu artışın temel nedeni, okyanus sıcaklıklarının sanayi devrimi sonrası döneme kıyasla 1,2°C yükselmiş olması.
1,2°C’lik artış kulağa önemsiz gelebilir. Bunu şu şekilde açıklamak mümkün: okyanuslar, atmosferin yirmi katı kadar ısı depolayabilen devasa enerji havuzlarıdır. Yalnızca 1°C’lik bir ortalama sıcaklık artışı, okyanusların her metrekaresinde yaklaşık 7 watt’lık ek enerji birikimi anlamına geliyor. Bu da küresel ölçekte her saniye yüz milyonlarca atom bombasının ürettiği kadar ısının su kütlelerinde depolanması demek (IPCC, 2023). Bu birikmiş enerji, kasırgaları besleyen yakıt gibi işlev görüyor. Su yüzeyi ne kadar sıcaksa, kasırgalar o kadar hızlı yoğunlaşıyor ve rüzgârlar o kadar yıkıcı hale geliyor. Yani 1,2°C, sadece sıcaklık farkı değil aslında yıkımı katlayan dev bir enerji rezervinin dürtülmesi anlamına geliyor.
Egemen ideoloji her çağda olduğu gibi bu çağda da egemen sınıfın ideolojisi. Hal böyle olunca egemen düşünce ekolojik krizlerin çözümünün teknolojik gelişme ile sağlanacağı yönünde şekilleniyor. Bu yaklaşım teknik açıdan mümkün görünse de uygulamalar oldukça farklı sonuçlar ortaya koyuyor.
Teknoloji, uydu sistemleri ve erken uyarı mekanizmaları gelişse de, felaketin asıl yükünü hep aynı kesimler taşıyor: yoksullar, göçmenler, yerli topluluklar…
Jamaika’daki düşük gelirli kıyı mahallelerinde yaşayanlar evlerini yeniden inşa edemiyor, Küba’da tarımsal üretim zincirleri çökerken ihracat öncelikleri, iç tüketim güvenliğinin önüne geçiyor. Bu da ekokıyım da bezer yıkımlar gibi sınıfsal bir mesele olduğunu gösteriyor.
Son çeyrek yüzyılda benzer krizlerin sayısı dramatik biçimde artış gösterdi. 2010’daki Pakistan sel felaketinde 20 milyondan fazla insan evsiz kalmıştı. 2023’te Libya’da Derna kentini yok eden sel, barajların uzun süredir yenilenmemesinin ve savaş sonrası altyapı yoksunluğunun sonucuydu. 2024 yazında Türkiye’yi de etkisi altına alan Güney Avrupa’daki orman yangınları, aşırı sıcak dalgalarıyla birleşerek yüz binlerce hektar alanı yok etti. Bütün bu olaylar, doğa olaylarının artık salt meteorolojik değil, politik-ekonomik süreçlerin ve tercihlerin bir sonucu olduğunu gösteriyor.
İstenildiği kadar görmezden gelinsin, altıncı kitlesel yok oluş başladı ve gezegen insanlık için uyarı çanları çalıyor. Bu kez yok oluş bir meteorla ya da volkan patlamasıyla gelmiyor; birbirini tetikleyen, birbirini büyüten ekolojik krizlerle ilerliyor. Bu gölge oyunu kimseyi yanıltmasın; tarım alanlarının çoraklaşması, ormanların yanması, buzulların erimesi ve salgın hastalıkların artışı aynı ekolojik zincirin halkaları. İnsan, ilk kez kendi eliyle kendini yok eden bir tür olma yolunda koşar adım ilerliyor.
Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’inde “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak”(Marx, 2021). İnsanlığın mevcut durumu hangisine tekabül ediyor bilmek zor ama trajik olan insanlığın kurtuluşuna ayrılması gereken kaynaklar, hâlâ savaş bütçelerine ve yeni gezegen arayışlarına yöneliyor. Dünya’yı kurtarmak yerine Mars’ta yaşam aranıyor.
Belki de gerçekten “kurtarmak” istedikleri gezegen değildir, bu gezegende yaşayanların bir kısmıdır. Ne dersiniz?
Kaynakça
The Guardian. (2025, Ekim 29). Hurricane Melissa hits Cuba after turning Jamaica into disaster area. Retrieved from https://www.theguardian.com/world/2025/oct/29
Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). (2023). Sixth Assessment Report, Synthesis Report. Geneva: United Nations.
Klein, N. (2014). This Changes Everything: Capitalism vs. the Climate. New York: Simon & Schuster.
Marx, K. (2021). Louis Bonapart’ın 18 Brumaire’i (E. Özalp, Çev.). Yordam Kitap.
Marx, K., & Engels, F. (2018). Alman İdeolojisi (O. Geridönmez & T. Ok, Çev.). Kor Kitap.
United Nations Development Programme (UNDP). (2023). Pakistan Floods 2022: Impact and Recovery Report. Islamabad.
World Wide Fund for Nature (WWF). (2022). Living Planet Report 2022. Gland, Switzerland.



Yorum gönder