İpin Ucu, Hayatı Çektiğimiz Yere Kadar

Sürekli ilerleyen bir hayatın içindeyken biz, birçok olay yaşar, birçok şey öğrenir, birçok anı biriktiririz. Aynı zamanda birçok duygu yaşar, bu duygulara koşullanırız, bağ kurarız. Koşullanarak öğrenir, öğrenerek aktarırız. Bu düzen böyle devam ederken sürükleniyor gibi hissettiğimiz anlar olur, o anlar içerisinde aslında zaman ve çevremizin sürüklendiğini sanarız fakat durum zihnimizle özdeşleşince bir serüvene başlar. Zihin, bizi hiç var olmadığımız yerlerin çiçeklerini sulatabilecek özgürlüğe sahipken, önümüzde durup bize özgürlüğü tanıyan ufuk çizgisinde dahi bizi dört duvar arasında sıkıştırabilir. Bu etkiye sahip olmasıyla birlikte bir zaman içinde de sınırlı kalmaz. Geçmişte, gelecekte, şuanda ve hiç tanık olmadığı vakitlerde. Geçmişe pişman ve keşke, geleceğe kaygı ve korku ile sabit kalabiliriz. Bu doğrultuda isteklerimiz, olasılıklarımız ve hayallerimiz sürece dahil olarak, buradayım ve olmalıyım der. Peki bunlar olduğunda biz gerçek huzuru ya da olması gerekeni tadabilir miyiz?

Akıp giden bir nehir düşünelim, doğa ile bir bütün halinde ilerlediğini ve birçok canlının beslendiği bir kaynak olduğunu. Bu kaynak olmasa o bölgenin yoksun ve besinsiz kalacağını. Ve yine düşünelim ki bu nehrin yaşadığı kuraklık sebebiyle ve su birikimi sağlanması adına ara sıra setlerle önü kapanıyor ve akış sağlanmıyor. Aslında nehir kendi geçmişinde kalıyor, oraya yoğunlaşıyor, orayı yeşillendiriyor. Peki o set hiç kaldırılmayıp sadece birikiyor olsa ne olurdu? Belki bir bataklık, belki yatağında genişleme, belki gelecek popülasyona zarar? Birde şunu düşünelim set ile kapanan ve biriken suyun bir anda açılıp geleceğine aktığını. Uzun bir süredir biriken su yine aynı sonuçları vererek zararlı bir dönüş yapabilir bize. Geçmiş ve geleceğe olan bağlılığımız da bize benzer içerikler sunuyor aslında. Akışı kesip bir noktaya, bir zamana çok yükleniyor ve zihnin karmaşasına, hayatın yoğunluğuna ekliyor olmak hayatı çektiğimiz yere kadar, ipin ucunu şekillendirecektir. İpin ucunu kaçırmamak önemli fakat ipin kördüğüm olması işlevsizliğe sebep olacaktır. Bu noktada geçmiş ve geleceğe ait tüm bu tantananın sebebi bir noktada şimdide var olmasını istediğimiz şeyler oluyor. İstek ve hayallerimiz bizim için ya çok imkansız ve zorlayıcı ya da yetersizlik hissiyatı oluşturacak cinsten oluyor, tabii bu varsayımlar şimdide kalamayan bizler için geçerli. Şimdide kalamıyoruz çünkü, ya başaramazsam sınavı, ya istediğim pozisyona kabul edilemezsem, ya istediğim gibi biriyle evlenemezsem, keşke geçmişte o hatayı yapmasaydım şimdi çok daha mutlu olurdum gibi geçmiş ve geleceğe ait varsayımlarımız akışta kalmamamız için güçlü argümanlar oluyor. Ve aslında akışta kalamadığımız, kontrol edemediğimiz için amaca giden yolda çabasız kalıyoruz. Bu da kendini gerçekleştiren bir kehanet veriyor bizlere. Ve o kısır döngü içerisinde kalakalıyoruz.

Bu kısır döngü kırılsa ve aslında biz hayallerimize kavuşsak? Bu noktada ise yoğun kaygı ve korkuya alışan ve vücudumuzu kol gezmiş hormonlar dopamin, serotonin duyarlılığına az miktarda sahip oldukları için o hayal ettiğimiz iş, çok istediğimiz puan, partnerimize dair kazanım, bunların içinde de takılacak şeyler bulacaktır. Bu her zaman böyle olur diyemem fakat demem o ki yoğun kaygı ve olumsuz düşüncelerin varlığı istek ve arzularımız gerçekleşse dahi bir süre bizimle gelebilecek ve memnuniyeti tam karşılamamak için elinden geleni yapacaktır. Şu olsa her şey tam olacak deyip olduktan sonra bu da olsun dediğiniz tamı tam etmediğiniz muhakkak olmuştur. Bu noktada sürekli şikayetçi olduğumuzu değil de olumsuz o düşüncelere dair zemini sağlam bir zihine sahip olabileceğimizi hatırlamakta fayda var. Hayatı ne tarafa çekip, hangi pencereyi bakılacak yer edinirseniz bir şekliyle oraya dönüşecektir, ipin ucunu sımsıkı ve ait olduğunu bilerek tutmalı…

Yorum gönder