6 Şubat
Merhaba ben Psikolog Beril Baran. Şu an deprem bölgesi olan Malatya sahasında Avrupa Birliği projesinde yerel ve göçmen grup ile aktif olarak çalışıyorum. Bugün bu yazıyı yazmaya girişmemin sebebi de tam olarak bu aslında. Depremin üzerinden bugün bu yazı yayınlandığında tam bir yıl geçmiş olacak.
Bu değerlendirme hem bir dönem aktarımı ve tarihsel not düşme hem deneyim ve gözlemlerimi bu süreci yaşayan ve takip edenlerle paylaşma hem de kendim için yazıya dökmeyi amaçlıyor. Aslında biraz da geriye dönüp okuduğumda şimdiki beni hatırlayabilmek amacım.
Bunu bir psikolog, bir depremzede, bir saha çalışanı ve her şeyden önemlisi bir insan olarak aktarmaya çalışacağım. Yıllar sonra bu günü andığımda tüm bu gerçekleri hatırlayıp süreçlere bu gerçekliklerle şahit olmuş olacağım. Dolayısıyla bu değerlendirmem travma ve psikolojisi noktasında sizlere bir aktarım, bana ise bir iz olarak kalacak. O halde başlayalım…
Son bir yıldan uzun bir süredir sahada aktif olarak çalışan bir psikolog olmamın yanında aynı zamanda depremi Malatya’da yaşamış bir depremzedeyim. 6 Şubat depremine ailemle birlikte, kız kardeşimle yan yana yakalandım. Süreçle birlikte güvenli bir noktaya geçtikten sonra depremin ikinci günü sahaya inmem gerektiği düşüncesi o kadar yoğun bir ihtiyaçtı ki benim için, ilk gün bir karış karda spor ayakkabılarım ve pijamalarımla şehrin acısına dâhil olmuştum.
İlk günlerde zihnimde kalan en sıcak an her saniye güvenliğinden endişe duyduğum sevdiklerimi gördüğüm ve onlara karşı konulmaz bir duyguyla koştuğum andı sanırım.
Deprem sürecinde önce dağıtım kısmında sonrasında ise kriz odası ve ardından PSD (psikososyal destek) faaliyetleri ile sahada gönüllü olarak kalmaya devam ettim. Halen işim gereği sahada çeşitli PSD çalışmaları yürütmekteyim.
Bu süreç ile birlikte hem mesleki olarak hem de insan olarak büyüdüğümü fark ediyorum.
Büyüme sürecime birçok şey katkıda bulunurken travmayı anlamak, onu yaşamak, onunla yaşamak, onu tekrar konumlandırmak ve başkalarının tüm bu adımlarına dokunuyor olmak bambaşka bir anlam benim için.
Peki travma nedir? Nedir bizi bu kadar etkileyen, etkisi altına alan?
Hayatta bazı geçiş süreçleri vardır ve bu geçişler değişiklikleri birlikte getirir. Bu değişiklikler neticesinde bazen alıştığımızdan daha farklı ya da daha fazla tepki vermemiz gerekir. Bahsettiğim bütün geçişler bir stres yaratır. Bu geçişler olumsuz olmak durumunda değildir. Bazıları beklenen ve istenen bir geçiş olsa dahi stres yaratabilir (yeni bir eve taşınmak, yeni doğan bebek gibi).
Bazı geçişler ise beklenmedik ve istenmeyen geçişlerdir. Bu geçişlere kriz adını veriyoruz.
Krizler etkilediği alanla ilgili olabildiği gibi, o alanı ne kadar etkilediği ile de ilgilidir.
Kriz, bir bireyin, grubun, örgütün ya da topluluğun normal işlevlerini yerine getirmesini engelleyen, acil ilgi ve çözüm gerektiren, hafife alınamayan, sıradışı, beklenemeyen bir durum ve ani değişiklik olarak tanımlanabilir (Nort Carolina State Department of Public Instruction, 1988).
Travma ise beklenmeyen geçişlerin yaşandığı kriz durumlarının aşırı haline denilebilir.
Travmayı krizden ayıran, aşırı dehşet ve çaresizlik hali yaşıyor olmaktır.
Travma sürüp giden yaşantımızı ve o yaşantıya dair kontrol duygumuzu kırar.
Travma kırılan bir kemik ise, kriz incinmedir diyebiliriz.
Travma bir kırılımdır aslında, kontrol duygusunu, güvenlik algısını, süreklilik ihtiyacını kırabilir. Bunlar kırılırken insanın bu noktada ihtiyaçlar hiyerarşisinde ki sıralaması da değişecektir.
Travma öncesinde ihtiyaçlar hiyerarşisi fizyolojik, güvenlik, ait olma, saygı/değer görme, kendini gerçekleştirme iken travma durumunda hiyerarşi kendini; güvenlik, ait olma, saygı, fizyolojik ve kendini gerçekleştirme olarak güncelleyecektir. Çünkü travma kişide, yaşanan kırılımlarla birlikte güvende olma ihtiyacını, ait olduğu yaşamdan kopuşu ve travma öncesi ait ve sahip olduğu saygınlığı sarsmış olup bunların sürekliliğini ortadan kaldırmış olacaktır.
Görsel: SGDD ASAM
Süreklilik, insanın var oluşundan beri ihtiyaç duyduğu ve yaşar kalmasını güvence altına alabildiği bir olgudur. Sürekliliğe sahip bir yaşamda dünün senden neler aldığını ya da sana neler bıraktığını, bugünün akışını ve yarın neler olabileceğini bilir ya da en yakın tahminde bulunabilirsin. Fakat travma durumuyla birlikte süreklilik algısında yaşanan sarsıntı dün ile bugünün bağlantısını ve yarına olan güveni ortadan kaldırabilmektedir.
Dün, bugün ve yarın aynı insan olduğumuza, hayatın benzer şekilde akacağına inanırken, bir travma ya da felaket yaşandığında önceki ben, sonraki ben ve dünya arasındaki bağ kırılım gösterir. Hem kontrol ihtiyacı, güvenlik algısı hem de sürekliliğiniz sarsılmıştır.
Kırılan süreklilik algısı beraberinde belirsizliği de getireceği için yarının ne olacağına dair kaygı ve endişe beslemeye ve zamanla onu büyütmeye başlarız. Tüm bu kaygılar, travmatik olay sonrasında travmaya verilen tepkileri içerir.
Verdiğimiz tepkileri fazla sanabilir, saçma bulabilir ya da bazen hayatımızın eskisi gibi olmayacağını düşünürüz.
Aslında bu verdiğimiz tepkiler anormal bir duruma verdiğimiz normal tepkilerdir.
Çünkü düne ait sürekliliğimiz, kırılmış ve onarılmak için zamana ihtiyacı olan bir yapıdadır. Baş etme yöntemlerinizi geçen zaman ile birlikte hayatınıza yedirdiğiniz noktada iyileşme kendini göstermeye başlayacaktır. Bir sonraki yazımda bunlardan bahsedeceğim.
Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise bireysel ve toplumsal travmaların farklı etkiler yaratabilmesidir.
6 Şubat ve sonrasında yaşanan depremlerle birlikte 11 ilde yaşanan süreklilik kırılımı aslında bu etkinin tüm dünyada yankı bulması oldu. Çünkü görülen oydu ki bir buçuk dakikada bugün peki ala dün ile aynı kalamayabiliyor ve hayatımızın kontrolünü kaybedebiliyoruz.
Depremi yaşayan herkes için birincil bir travma deneyimi yaşanırken bu durumu direkt yaşamayıp empati kuran, destek vermeye çalışan, hayatı adına bu tehlikenin kaygısına kapılan kişiler için ikincil travma yaşadı diyebiliriz.
Yani etkisi ve büyüklüğü itibariyle dünyayı etkileyebilecek bir deneyim yaşandı.
Süreklilik algısı televizyondan habere denk gelip geçirilen şaşkınlıkla da büyük bir sesle yataktan irkilmeyle de bir anda göçük altında kalmanın çaresizliğiyle de kırılmış oldu.
Bu süreklilik kırılımı deprem bölgelerinde hala etkisini gösteriyor.
Mutfağında çayını içememenin verdiği özlem ile de eşinin sıcak gülüşünü hissedememenin verdiği soğuklukla da en sevdiği oyuncağını bulamamakla da ben gibi kendini sahaya adamak ile de kendini gösteren bir etki mevcut.
Fakat yaşanan bu travma sonrası hem toplum boyutunda bir etki yarattığı için hem de artçıların devamlılığından dolayı bir yıl iyileşme için oldukça kısa bir süre. Çünkü yaşanan etkinin boyutu bambaşka olumsuz süreçleri de birlikte getirerek artabilmekte.
Bu süreçte kendine katan, kendini tanıyan, yüzleşme yaşayan kesimler de oldu. Fakat dediğim gibi iyileşme için bir süreç ve verilmesi gereken bir sürü emek var.
Bu süreçte yapılan çalışmalar, elde edilen kazanımlar ile birlik olma bilinci giderek artıyor ve bu umutla dolduruyor içimi. Yine de hem bireysel hem toplumsal psikolojik iyileşmemiz, travma sonrası büyüme sağlamamız için zamana ve emeğe ihtiyacımız var…
Kendime not…
Evet hala belirsiz bir süreç ve hala yitip giden bir şehir var önümde. İmkânsızlıklar içinde umut dolu gülüşlere de rastlıyorum, güvenli, sıcacık bir evin içine sızan suskunluklara da.
Enkazlar görüyorum eski varlığı aratan, enkaz gibi kalpler de görüyorum insanlığı aratan.
Dışarıya bakınca içimi sızlatan kar görüyorum, bir de kar ile oynamak için okul yolunu gözleyen çocukları.
Eskisi gibi olamayacağını biliyorum tüm yarınların, oluşturduğum yeninin ne kadar güçlü olduğunu da biliyorum.
Zor ve acı bir süreçti fakat çok büyümedik mi? Yeniden yeşillenmedik mi? Direncimizi tekrar yapılandırmadık mı?
Yapamadıysan dahi bunlar tekrar olmayacak şeyler değil!
Geride bırakmak değil esas olan, kabullenip yeniden konumlandırmak. Ve dünyanın şimdiki sancılarına merhem olmak için kendi sancından güç almak.
Şubatta fidan dikip o fidanı tüm dünyada yeşertmek, insanlığa kazandırmak Filistin dâhil.
Unutma travmalar biçim değiştirir, farklı etkiler yaratır ama süreklilik kaybının paydaşında toplanır hepsi…
Yarın da dün de bugün de sana dair, sana ait.
Minnet ve saygıyla…



Yorum gönder