Algısal Bir Yanılsama: Pareidolia
Popüler kültüre ismi bilinmeden yerleşmiş olan pareidolia, başarılı bir algı yanılsamasıdır. Kavramın kendisinden habersiz olarak görülenin veya duyulanın olağandışı olarak betimlemesine neden olan bu durum, aslında var olmayan örüntülerin anlamlı olarak ‘’var-mış’’ gibi algılanması halidir.
Peki, nasıl olur da aslında var olmayan örüntüleri varmış gibi algılarız?
Bulutların biçim, sıklık ve renklerine yönelik gerçekleştirilen sezgisel yorumların bir dönemin fal anlayışı olduğunu biliyor muydunuz? Oldukça kutsal kabul edilen bulutların gökyüzüne olan rastgele dağılımları, en azından bir dönem birer anlam ifade etmekteydi. Bugünlerde yerini kahve falına bırakan bu anlayış, telvelerin kahve fincanının ters çevrilmesinden kaynaklı olan yerçekimi sebebiyle gelişigüzel şekiller alarak geleceğe yönelik bir mesaj vadetmesiyle ilişkidir. Ancak vurgulanmasını istediğimiz nokta, birbirinden farklı olan bu iki fal anlayışlarında görülen rastgele şekillerin, bilinen imgelere olan tasviridir. Telvenin, yer çekimi sebebiyle birlikte fincan içerisinde soğuyarak aldığı şekle bağlı olarak, görülenin bir kuş olduğu görüşüne ek; kümülüs bulutlarının, yağmur bırakacak yoğunluğa ve gün ışığını kesecek yüksekliğe ulaşabilmeleri sebebiyle olduğundan daha koyu renklerde olmasının ise bir karadeliğe benzetilmesi, birer pareidolia örneği olmaktadır.

Görsel: Hilal Yurttaş, fotoğraf ve fotoğraf detayı üzerine dijital çizim, 2021
İllüzyonun bir çeşidi olan pareidolia, netliği az olan belirsiz görüntülerde (ör.; bulutlar, gölgeler, kahve kalıntıları, mürekkep lekeleri, ağaç gövdeleri) aslında var olmayan anlamlı kalıpları algılamaya yönelik, yaygın bir eğilim olarak tanımlanmaktadır. Beynin ilk kez gördüğü, belirsiz ve rastgele uyaranları aralarında hiçbir ilişki bulunmamasına rağmen, geçmiş deneyimleri kullanarak gerçekleştirdiği bir anlam arama çabası olarak değerlendirilen pareidolia, bilginin kısıtlı olduğu random şekiller üzerinde anlamlı imge bulma çabası olarak görülmektedir.
Başlangıçta, nörobilişsel bozuklukların tanısal semptomları içerisinde meydana geldiği düşünülen pareidolia, deliryum ile karakterize edilerek incelenmiştir. Dikkat ve farkındalığa yönelik ani başlangıçlı zorlukların karşılığı olan deliryum; parçalanmış ve anlamsız düşünceleri, tutarsız konuşmaları, dikkati sürdürme konusunda yaşattığı yetersizliği ya da sanrı ve halüsinasyonları gibi bilişte yaşanan değişiklikleri sebebiyle zihinsel bulanıklaşmanın bir uzantısı olarak görüldüğü pareidolia ile pekiştirilmiştir; oysaki nörobilim alanı içerisinde yeniden değerlendirilme şansı bulunan pareidolik algılar, zihnin rastgele olan bu uyaranlara karşı hali hazırda olan bilgiyi çağırarak tepki vermesi olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla pareidolik algılar, maruz kalındığı zaman deneyimlenebilir olması mümkün olan, algısal bir yanılsama durumudur.

Görsel: NASA’nın yörünge gemilerinden birindeki kameranın, Mars yüzeyinde olan olağandışı bir keşfi
Gerçek olmayan duyuların algılanması sebebiyle halüsinasyon kavramıyla geçmişte benzer anlamlarda kullanıldığı bilinen pareidolia, halüsinasyondan farklı olarak algılanan örüntüye dair, zihne bazı ipuçları vermektedir. Bunun nedeni, pareidolia olarak algılanmasına neden olan fiziksel uyaranın, sanılan nesnenin basit bir şeklini oluşturmasıyla ilişkili bir durumdur. Örneğin, bir zemine yan yana gelecek şekilde yayılmış olan çamur izleri arasındaki simetrik boşluk, zihinde ayrıntıları belli olmayan bir çift göz algısı yarabilmektedir. Pareidolia’nın yaygın olarak bilinen pek çok örneğinden sadece biri olan bu durum, fiziksel bir uyaran olan çamur izlerinin görsel pareidolianın etkisinde olmasından kaynaklanan bir yanılsamadır. Görüntülerin yanlış yorumlanması olarak ifade edilen görsel pareidolia; netliği seçilemeyen şekillerin, somut ya da anlaşılır şekiller olarak görülmesi ve tanımlanması halidir. Dolayısıyla pareidolia olarak algılanmasına neden olan çamur izlerinin zemindeki görünümü, zihne yansıyan bir çift göz imgesidir. Pareidolik algıların etkisinde olan zihin, çamur izlerinin bir çift gözün en yalın fiziksel benzetmesini gerçekleştirerek var olan uyaranın yanlış ya da farklı algılanmasına neden olmaktadır. Ancak sadece görsel uyaranların deneyimlenmesiyle bilinen pareidolia, seslerde gizlenen pareidolik algılarını ise işitsel uyaranlar aracılığı ile zihne yansıtmaktadır. Kimi zaman hayvan seslerinin, anlamlı ve bilinen ifadeler gibi duyulması üzerinden varlığını yansıtan işitsel pareidolia, var olan uyaranın algı yanılsamasının etkisinde kalarak zihinde daha farklı ya da yanlış deneyimlenmesiyle ilişkilidir.
Antik çağlardan beri varlığına dair kanıtlar bulunan pareidolik algıların bilimsel olarak incelenmesi, her ne kadar aynı oranda ilgi görmese de beynin, görsel algının aşağıdan yukarıya işleme ile yukarıdan aşağıya olan bilgi işleme süreçlerini incelemeye yönelik yürütülen araştırmalarda pareidolia fenomenlerinin kullanıldığı görülmektedir. Bilişsel modülasyonlarının değerlendirilmesi açısından önem arz eden bu çalışmalar, özellikle pareidoliların yüz algısıyla olan ilişkisini değerlendirmektedir. Gerçekte var olmayan yüzlerin hayali algısını temsil eden yüz pareidoları, görsel algı araştırmalarının içerisinde ayrı bir öneme sahip olmuştur. Soyulmuş bir duvarda, ahşap bir mobilyada veya bir kahve fincanı köpüğünde görülen yüz pareidolialarının, aslında en başında belirttiğimiz gibi rastgele ve belirsiz olan örüntülerin algılanmasından ibaret olan bir yanılsamadır.
Evrimsel açıdan değerlendirilen bu kısım, yüz tanımanın bir hayatta kalım güdüsünü doğurduğu görüşünü benimsemektedir. Bu bilgiler ışığında, insanların çamurlarda, ayın yüzeyinde, duvar lekelerinde veya fark edilmeyecek kadar küçük ayrıntılarda yüz algılaması aslında savaş-kaç mekanizması ve hayatta kalım refleksleriyle ilişkilidir. Geçmişte olan önemi bugünlere dek devam eden bu durumun, beynin Fusiform Face Are adı verilen bölümünün, yüzlerin görsel işlemesi esnasında aktive olmasıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Özellikle insan yüzlerinin hatırlanması ve tanınması için öneminin bilindiği bu bölüm, yüze benzeyen bir görüntü ile karşı karşıya kalındığında da tepki vermektedir. Bu sebeple yürütülen ilgili çalışmalarda kullanılan yüz pareidoliarının, beynin Fusiform yüz alanını aktive ettiği deneyler esnasında tespit edilmiştir. Yüz pareidoliarının bir örneği ise 2004 yılında Miami’de yaşayan Diana Duyser isimli bir kadının, Meryem Ana’nın yüzünü içerdiğini düşündüğünü bir tostu, 10 yıl boyunca sakladıktan sonra eBay üzerinden açık artırma sonucu 28.000 dolara satması verilebilmektedir.

Görsel: Diana Duyser isimli kadının, tostunda bulduğu yüz
GÖRSEL VE İÇERİK/ KAYNAKÇA
İlk Görsel: NASA’nın Viking uzay aracı tarafından çekilen fotoğraf, 1976
Yurttaş, H. (2023). Sanat ve Pareidolia İlişkisi. (Yüksek Lisans Tezi). Anadolu Üniversitesi.
Yıldırım, A. (2016). Pareidolia: Obsesif Kompulsif Yatkınlığı Olan Bireylerle Otistik Yatkınlığı Olan Bireylerin Karşılaştırılması. (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul Üniversitesi



Yorum gönder