Black Mirror-U.S.S Callister Bölümü Felsefi Analiz
Nazlıcan Yalçın
Black Mirror hem düşündürücü hem de bol sübliminal mesaj içermesi açısından her zaman favori dizilerimden biri olmuştur; fakat bu bölüm bence Black Mirror dünyasının en özel bölümüydü. Evet, toplum tarafından yok sayılmış, ezilen veya asosyal olarak adlandırılan bireylerin kendi çaplarında aldıkları intikamlara defalarca kez şahit olmuşuzdur. Bana göre; bu bölümü diğerlerinden ayıran nokta sık sık empati hissiyatı aşılamasıdır. Yani, bir kişi sadece kötü niyetli veya safi kötü olduğu için mi kötü eylemlere başvurur? Onun yerinde biz olsak da aynı eylemleri gerçekleştirir miydik? Baş karakter Robert Daly almaya çalıştığı intikamda ahlak değerleri barındırıyor muydu?
Robert Daly, ‘Infinity’ adını verdiği, muazzam bir kod yazılımından oluşan oyunun kurucusu; fakat kimse tarafından hak ettiği ün, otorite, saygı ona bahşedilmiyor. Günlük hayatında elemanları tarafından sürekli aşağılanan biri ve kendince insanlardan intikamını, içine hapsettiği kişiler hariç kimse tarafından bilinmeyen bir oyun inşa ederek alıyor. Normal hayatında onu umursamayan, ona yeterli saygıyı göstermeyen kişilerin DNA’sını, yine kendi ürettiği bir kopyalayıcı makine sayesinde, o kişilerin izni olmadan belirli kodlar ile oyunun içine hapsediyor. O istediğinde oyun devam edip yine o istediğinde son buluyor.
Oyunda ise kendini lider ilan ederek, köle gibi kullandığı insanların üzerinden sınırsız otorite sağlayarak, gerçek hayatında asla edinemeyeceği şekilde egosunu tatmin ediyor. Kötü niyet-kötü eylem açısına gelecek olursak; farklı düşünce ayrımları mevcut. Bazı kesimler için, Robert kötü niyetli bir birey değil. Yıllarca toplum tarafından hak ettiği fakat kazanamadığı liderlik vasfını yine kendi zekasını kullanarak ürettiği içerikle edinmeye çalışıyor; fakat kesinlikle bu amacı kötü eyleme dönüşüyor. Eğer bir insan ona hak edildiği gibi davranıldığı halde topluma karşı kötü niyet besliyorsa evet o kötü niyetlidir. Robert ise baskılanmış bir karakter. Yansıttığı eylemler gerçek ahlaki değerlerini barındırmıyor. Birtakım tedavilerle topluma geri kazandırılabilirdi; fakat kendi egosuna yenildi… Oyununun içinden çıkamayarak ona karşı haklı nefret besleyen, kaçış planı yapan çevresinin intikamı sonucu kaybetti. Oyun, hakikate evirildi.
Bu son cümleden yola çıkacak olursak, gerçek dünyada sorumlu oldukları her ahlak değerine aynı zamanda oyun içinde de sorumlu olduklarını söyleyebiliriz. Infinity adındaki sanal ortamda kişiler kim olduklarını, neden orda olduklarını, benliklerini, hepsinin farkındaydılar. Bilinçli eylemler içeriyordu dolayısıyla o mecrada da ahlak kavramı vardı, sorumlu olduğumuz noktalar vs. hepsi vardı. Örneğin, gemide arkadaşlık edinebiliyorlardı, arkadaş olduğunuz birine ise herkese olduğundan çok sorumluluğunuz vardır denilebilir. Yani, sanal da olsa eğer bilinçli bir şekilde davranabildiğimiz bir mecradaysak, ahlaki olarak sorumlu tutulmamız gerekir.
Bir diğer konu ve başka bir düşünce grubunun yaklaşımı ise Robert Daly’nin gemiye aldığı insanları seçerek belirlemesidir. Tüm seçtiği insanların hayatındaki onu umursamayan insanlar olması elbette tesadüf değildi… Bunu tamamen bilinçli olarak hatta ve hatta belki de bu yolla vicdanını rahatlatarak yapıyordu. Peki, ahlaki açıdan değerlendirecek olursak ona göre cezalandırılmayı hak eden insanları gemiye alması onu daha ahlaklı bir birey yapar mı? Buna çoğu insanın cevabı robotik bir hızda ‘kesinlikle hayır’ olarak gelebilirdi; fakat maalesef bu dünyada yaşayan, çoğu zaman iyi-kötü ayrımını kitabi tanımı kadar keskin yapamayan bizler robot olmadığımızın da farkına varmalıyız. Evet, Robert Daly’nin hastalıklı düşünceleri olduğu bir gerçek ama hepimizin zihninin kuytu köşelerinde her birimiz kirli düşüncelerini kendine ait bir odada, anahtarını sakladığı şekilde saklar.
Robert Daly’nin bu düşüncelerinin bir dizinin bir bölümüne konu olmasının tek sebebi, bizlerden tek farkı, o düşünceleri hayata geçirmesidir diyebilir miyiz? Hatta ve hatta belki de o bizden daha cesur bir bireydir, yaptığı tamamen yanlış olsa da yapabilmiştir… Biraz düşününce her uyandığımızda, her güne başladığımızda, her yol aldığımızda birilerini zihinlerimizde öldürüyoruz. Kızdığımız her insanın idamını çoktan beynimizde veriyoruz. Nasıl mı? Şöyle ki; sokakta ki simitçi bize simitleri taze diyerek sattığında ve aslında bayat olduğunu maalesef günlük hayatın koşuşturmacasından geç fark ettiğimizde içimizden o simitleri simitçiye şiddetle geri vermek ya da sabahın köründe işe giderken, tıklım tıklım bir otobüsün içinde nefesi bile zor alırken, otobüs şoförünün otobüsü sonsuz bir koridor olarak görüp ‘Arkalara ilerleyelim’ demesi… O şoförü otobüsten atmak en cazip fikir gibi gelebiliyor; fakat sessizce kulaklığımızı takıp kimseyle ilgilenmiyor gibi gözükmeyi tercih ediyoruz. Aslında tercih etmiyoruz, başka bir seçeneğimiz yok. İçimizde bir parça delilik, bir tutam cesaret, ufak da bir gamsızlık olsa tüm kötü fikirlerimizi düşünmeden uygular, dünyayı birbirine katarız denilebilir mi?
Robert Daly ise sadece bu dünyayla uğraşmaktansa, başka bir dünya yaratıp alıyor intikamını. Yasaya, yargıya, hükümete söz hakkı tanımıyor, orası sadece onun evreni, bütün kuralları o koyar, herkesi o yönetir nede olsa Infinity adlı oyunun içindeki U.S.S. Callister adlı geminin tek kaptanı, kendi evreninin lideri… Mükemmel kod yazma yeteneği ile her intikamını alabiliyor; çünkü yeteneği ona bu seçeneği sunuyor. Demem o ki bu yetenek, bu seçenek tüm insanlara tanınsaydı, belki de bizde aynı şeyi yapardık.
Felsefede de bunu kanıtlayan bir teorem var; ‘Tramvay Teoremi’. Bu teoremi anlamak için öncelikle zihninizde bir olay örgüsü simüle etmeniz gerekir. Düşünün ki; Bir tramvay yolunun yakınlarındasınız. Derken uzaktan, hızla size doğru yaklaşan ve kontrolden çıkmış bir tramvayın sesini duyuyorsunuz. O anda görüyorsunuz ki tramvay yolunun üzerinde ellerinde aletler olan ve tramvayın geldiğini görmeyen, göremeyecek olan beş işçi. İşçilere seslenmek isteseniz dahi artık çok geç, işçiler toparlanıp kalkana kadar tramvay onları çoktan ezip geçmiş olacak. Birden rayların devamındaki makası kontrol eden kaldıracın hemen yanınızda olduğunu fark ediyorsunuz. Ancak, yan taraftaki bu rayın aşağısında, diğer rayın üzerindeki beş işçi kadar habersiz, yalnız bir işçi bulunuyor. Ne yapardınız? Kolu çekip, beş kişinin hayatını kurtarmak için tramvayı o tek kişinin üzerine yönlendirir miydiniz? Bu soruya %62 oranında insanların cevabı 5 kişiyi kurtarır, birinin ölümüne göz yumardım olmuş.
Bana göre ise kalan %38’lik dilimdeki insanlar sırf bir tuşa basmak için, toplumun eleştirel baskısından kurtulmak için, kendilerince ‘kötü’ gözükmemek için aksini seçti. Tek konu biraz cesaret! İnternetteki bir ankete bile gerçekten zihinlerindeki cevabı vermekten korkan insanlar elbet kendi intikamlarını da almaktan korkup ‘iyi’ insan ilan edilirler. Peki bu bilgiler ışığında; toplumda iyi insan yoktur, topluma olan korkusundan dolayı kötülüğünü bastıran insan vardır diyebilir miyiz? Zaten ‘düzen’ dediğimiz kavramda böyle oluşuyor. Hislerin gizliliği, düşüncelerin göz ardı edilmesi, her şeyin sıradanlaşması… Bunların aksi evrende kaosu oluştururdu. Bizler ise bu ‘kaos’ kapsamındaki muhtemel evreni ancak dizilerde, kitaplarda, filmlerde görüyoruz.
Sonuç olarak, ’tümevarım’ metodu ile; Robert Daly’nin ofisindeki elemanlarını, iş arkadaşlarını böyle bir kaos ortamına tutsak etmesi ahlaki açıdan kötü bir eylem. Asla etik değil ve kişiliğindeki kötü niyetin yansıması, bu oyun. Ne kadar tüm metnimde aksini iddia edip, gerçek düşüncelerimden bahsetsem de vermem gereken mesaj, toplumumuzdan süregelen, bugüne kadar bana, bize ezberletilen gerçek, bu. Umarım bir gün dünya insanların gerçek düşüncelerini utanmadan, bastırmadan, korkmadan, yüksek sesle dile getirebildiği bir yere dönüşür…
KAYNAKÇA
ÇELİK, B. Ahlaki Delilik: Ahlak Anlayışları Bakımından Psikopatların İncelenmesi. Son Okuma, 183.
Hasan, O. C. A. K. (2011). BİR AHLAK FELSEFESİ PROBLEMİ OLARAK ERDEM KAVRAMINA YÜKLENEN ANLAMIN İLKÇAĞ’DAN ORTAÇAĞ’A EVRİMİ. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (11), 79-101.
GÖRSEL KAYNAKÇASI


2 comments