-3- MALUMUN İLAMI:

KAPİTALİZM İNSAN(LIK) İLE DOĞAYI KAVURACAK

TEMEL DEMİRER

Kapitalist yıkımın biçimlendirdiği “yeni dünyada” yaşamak giderek imkânsızlaşıyor! Ya uzun süren aşırı sıcak dalgaları veya kentleri sular altında bırakan seller… Farklı bir iklime sahip, başka bir gezegene inmiş gibiyiz. Giderek daha yıkıcı felaketlerle damgalı iklim krizi ile karşı karşıyayız. Burada bir parantez açıp; Karl Marx’ın “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser,”[20] vurgusunu anımsatıp; verilerin kesin diliyle ilerlersek:

i) Araştırmalar, küresel ısınma sürecinde, bugünkü eğilimler devam ederse 3 milyar insanın yaşamaya uygun olmayan koşullarla yüz yüze kalacağını gösteriyor![21]

ii) Küresel ısınma yoğun göç hareketlerini ortaya çıkarırken; bir rapora göre, 2050 yılına kadar 216 milyon insan göç edecek![22]

iii) WWF’in ‘2020 Yaşayan Gezegen Raporu’na göre 50 yıl içinde omurgalı tür popülasyonları yüzde 68 oranında azaldı. BM raporları da dünya genelinde 1 milyon canlı türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor![23]

iv) ‘Frontiers in Forests and Global Change’a göre, dünya ekosistemlerinin yalnızca yüzde 3’ü bozulmadan kaldı![24]

v) Sudan gıdaya, demirden ağaca bildiğimiz tüm doğal varlıkların bir sınırı var. Gezegenin kendini yenileme kapasitesi sınırlı. Bu kapasitenin üzerinde tükettiğimiz için her yıl temiz su miktarı, ormanlar, temiz hava azalıyor.[25] 2021’de dünyanın bize bir yıl içinde sunabileceği bu varlıkları 29 Temmuz’da tükettik. Mavi gezegenden bir değil 1.7 tane varmış gibi yaşıyoruz. Geri kalan beş ay boyunca tüketeceklerimiz aslında bir sonraki yıla ait rezervler![26]

vi) Felaketler 50 yılda 5 kat arttı. 2 milyon kişi öldü. Maddi kayıp 3 trilyon dolardan fazla![27]

vii) NASA direktörü Bill Nelson, “Ayın çekim gücü, yükselen deniz ve iklim değişikliğinin bir araya gelmesiyle tüm dünyada sel felaketleri yaşanacak. Özellikle deniz kenarı kentler çok etkilenecek. Gerekli önlemler alınmazsa 2030 yılı dünya için çok risk taşıyor,” dedi![28]

viii) ‘Brüksel Vrije Üniversitesi’nin araştırmasına göre, 2020’de doğan çocuklar yaşadıkları ülkede karbon salımını azaltma hedefine ulaşılmış olsa bile hayatları boyunca ortalama 30 aşırı sıcak dalgasını deneyimleyecek. Bu, söz konusu kuşağın 1960’ta doğan birinden yedi kat daha fazla sıcak dalgasına maruz kalması anlamına geliyor![29]

ix) BBC’nin küresel ölçekli analizine göre, aşırı sıcak gün sayısı 40 yılda iki kat arttı![30]

x) NASA ile ‘National Oceanic and Atmospheric Administration’un (NOAA) ortak ‘İklim Raporu’na göre, 5 yıl modern kayıtların tutulduğu dönemin en sıcak yılları oldu. 2018 verilerin tutulmaya başlandığı 1880’den bu yana görülen en sıcak dördüncü yıl olarak kayıtlara geçti. Kanada’daki ‘McGill Üniversitesi’nden bilim insanlarına göre, buzulların erimesi hava koşullarında aşırı değişikliklere neden olabilir ve dünya çapında öngörülemeyen sıcaklık değişikliklerini tetiklendiğini gösteriyor![31]

xi) Bilim insanlarının dünya çapındaki ortalama sıcaklıkların şu anda 1850-1900’den 1.2 derece daha yüksek olduğunu söylüyor. ‘Dünya Meteoroloji Örgütü’, 2020 ile 2024 arasında tek bir ayda 1.5 derece ısınmanın aşılma olasılığını yüzde 70 olarak açıklıyor![32]

xii) NASA’ya göre karada 2 derelik bir sıcaklık artışı, kuraklığı 2 katına çıkaracak ve bu da buğday ve mısır hasadını azaltacak. ‘Science Advances’a göre kayıtlı tarihte çok az yer ıslak termometre sıcaklığına yani 35 C’ye (95 F) ulaştı. 1980’lerin sonlarından ve 1990’lardan bu yana, sıcak noktalar, Orta ve Kuzey Pakistan’ın İndus Nehri Vadisi ve Basra Körfezi’nin güney kıyısı oldu. Küresel ısınma ile bunlar daha sık olacak. Durum iç açıcı değil![33]

xiii) İklim krizinin sebep olduğu tek problem, sıcaklık değil. Aynı zamanda Dünya giderek kuruyor da![34]

xiv) BM ‘Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’ (IPCC) küresel ısınmanın sonuçları büyük ölçüde geri döndürülemez boyutlara ulaştığı Pakistan’da gelecek on yıllarda temiz su kaynaklarının tükeneceğini ve bu durumun ülkeyi var oluşsal bir krizle karşı karşıya bırakacağını belirtti![35]

xv) ‘İklim Değişikliği, Ekosistem Servisleri ve Bölgesel Yönetim Stratejileri’ araştırmasına göre, küresel ısınma nedeniyle 20 yılda Akdeniz’de deniz seviyesi 6 santimetre yükseldi ve önlem alınmazsa yükselme artarak devam edecek![36]

xvi) “Akdeniz tropikalleşiyor” uyarısını yineleyen WWF’e göre, Akdeniz’deki deniz suyu sıcaklığındaki artışın dünyadaki diğer deniz ve okyanuslara göre yüzde 20 daha hızlı![37]

xvii) 500 milyon nüfuslu Akdeniz, iklim değişikliğinin merkezi hâline gelebilir![38]

xviii) Grönland’ın buz tabakalarının on yılda 3.5 trilyon tondan fazlasının eridiğini tespit eden yeni bir araştırmaya göre bu durum, “dünya çapında sel risklerini artırıyor”! Leeds Üniversitesi’ndeki bilim insanlarına göre artışın üçte biri, aşırı hava koşullarının 40 yılın rekor buz erime seviyelerine yol açtığı 2012 ve 2019 olmak üzere sadece iki yazda gerçekleşti. Buz tabakalarının erimesi 1990’da başladı ve 2000’den beri hızlandı. Araştırmacılar, son yıllardaki kütle kaybının 2000 öncesine göre yaklaşık dört kat daha fazla olduğunu söylüyor![39]

xix) BM ‘Hükümetler Arası İklim Paneli’ raporu, dünyanın beklenenden 0.1 derece daha fazla ısındığını, 20 yıl içinde 1.5 derece ısınmasının beklendiğini, aslında karbondioksit emisyonlarını radikal bir şekilde azaltılması hâlinde yüzyılın sonunda sıcaklığın 1.4 artışta tutulabileceğini, bugün yaşanan değişikliklerin geri dönüşünün mümkün olmadığını ve önümüzdeki yıllarda Kuzey Kutbu’nda büyük olasılıkla buz kalmayacağını öngörüyor![40]

xx) 2020’de ‘Dünya Tsunami Farkındalık Günü’ yayımlanan rapora göre, tsunamiler 10 yıl içinde dünya nüfusunun yüzde 50’sini tehdit edecek boyutlara ulaşacak![41]

xxi) ‘Newcastle Üniversitesi’, ‘İngiltere Meteoroloji Servisi İklim Araştırma Merkezi’ ve Bristol Üniversitesi’nin araştırmasına göre, küresel iklim değişikliğiyle birlikte artan nem ve daha yavaş hareket eden bulutlar nedeniyle Avrupa’daki şiddetli yağmur fırtınalarının, 2100’e kadar karalarda 14 kat artacağı belirlendi![42]

xxii) ‘Uluslararası Botanik Bahçelerin Korunması’nın (BGCI) ‘Dünya Ağaçlarının Durumu’ raporuna göre, dünyadaki ağaç türlerinin en az yüzde 30’u vahşi doğada yok olma tehlikesiyle karşı karşıya![43]

xxiii) BM’ye göre dünya ormanlık alanı 2000’de yüzde 31.9’dan, 2020’de yüzde 31.2’ye indi. Bu da 100 milyon hektarlık orman alanı demekti. Hatta bu kayıp, 2010-2015 yılları arasında yıllık 12, 2015-2020 yılları arasında yıllık 10 milyon hektarı bulmuştu. Bu ise her dakikada 14 hektar ormanın yok olması demekti. Ayrıca biyolojik çeşitlilik çok hızlı bir şekilde azalmaktadır. Dünya genelinde biyolojik çeşitlilik için önemli olan karasal alanlar, tatlı su ve dağlık bölge ekosistemlerindeki azalma 2000-2010 kesitinde yüzde 10, 2010-2018 kesitinde de yüzde 2-3’ü bulmuştu. Azalma oranının, 2030 yılına kadar yüzde 50 düzeyine ulaşması kaçınılmazdır![44]

xxiv) 9 yılda 87 bin hektar orman yandı. 340 bin hektar alan ormancılık dışı faaliyete açıldı![45]

xxv) Dünyanın dört bir yanında peş peşe orman yangınları yaşanırken milyonlarca hektarı bulan alanlar adeta kül oldu. Yangınlara hava sıcaklığı etkenken; Amazon ve Sibirya ormanları da büyük tehdit altında![46]

xxvi) BM’nin -Türkiye’yi de kapsayan[47]– raporuna göre 10 yıl içinde dünya sıcaklığı en az 2 derece artacak. Bunun sonucunda Türkiye’de olağanüstü gece ve gündüz sıcaklıkları yaşanacak. Kronik hastaların ölüm riski artacak. Yağışlar azalacak, tarımsal üretim düşecek, gıda fiyatları olağanüstü yükselecek![48]

xxvii) İklim krizine neden olan sorunlarla ilişkili hastalıklardan ve hava kirliliği nedeniyle yılda yedi milyon kişi erken ölüyor. Yiyecek, su kaynaklı hastalıklarda artış var. Dünyanın dört bir yanında aşırı hava olayları ile ilgili felaketler daha sık görülüyor. Gıda güvenliği ve tedarikinde sorunlar açlığı ve kötü beslenmeyi artırıyor. Yükselen deniz seviyesi evleri ve yaşam alanlarını tahrip ediyor. İklim değişikliği travma sonrası stres bozukluğu ve anksiyetede artışa, insanların ruh sağlığında bozulmalara yol açıyor![49]

xxviii) ‘Amerikan Meteoroloji Derneği’nin (AMS) ‘2020 İklim Değişikliği’ raporunda sera gazlarından biri olan karbondioksit miktarının (CO2) milyonda 412.5 birime (ppm) yükseldiği belirtilerek, bunun 2019’da 2.5 ppm daha yüksek ve 800 bin yıldır kaydedilen en yüksek seviye olduğu ifade edildi![50]

xxix) Atmosferdeki sera gazları (CO2, metan vb.) yoğunluğu en fazla 350 ppm (milyonda parçacık) olmalı. Şu anda yaklaşık 417 ppm ölçülüyor. 1800’lerin ortalarında geçilen endüstri çağı öncesinde, küresel CO2 ortalaması 280 ppm idi. Bir milyon yıldır da 300 ppm’yi hiç geçmemişti. Ama endüstri çağı ile, yani kömür, petrol, gaz yakılmaya geçilmesiyle birlikte muazzam bir değişiklik oldu. Sera gazları dünyayı battaniye gibi sardı. Şu anda yaşamakta olduğumuz muazzam yangın, sel, hortum felaketlerinin, görülmemiş sıcak dalgalarının bütün kıtalarda aynı anda yaşanmasının sebebi bu işte. Dünyaya küresel ısınmayı ilk anlatan iklimbilimci James Hansen, maksimum 350 ppm’ye dönemezsek, bittik diyor![51]

xxx) Küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımının yüzde 52’si 25 büyük şehirde gerçekleşiyor. ‘Frontiers in Sustainable Cities’deki makalede dünya genelinde 53 ülkeden 167 şehrin emisyon verileri karşılaştırıldı. Karbon salımının yüzde 52’sinden sorumlu 25 şehrin 23’ü Çin’de bulunurken listeye giren diğer iki şehir Moskova ve Tokyo oldu. Çalışmada ilk 25’te yer almasa da İstanbul, Moskova ile birlikte Avrupa’da en çok karbon salımı yapılan şehirlerden biri olarak gösterildi![52]

Kapitalizmin insan(lık) ile doğayı kavurduğu güzergâhta afetler artık doğal değil; sömürü sisteminden kaynaklanan iklim krizi nedeniyle yerküre yeni felaketlere gebe… Bu(nlar) böyleyken; iklim krizine karşı mücadele adına(?) uluslararası ölçekte yeni teknolojik yol haritaları ortaya atılıyor, yeni anlaşmalar, düzenlemeler, sektörler, pazarlar ve finansal araçlar oluşturuluyor, doğa metalaştırılıyor! Beyhude yaygaralar ile ekolojik yıkımın aslî nedenlerini göz ardı edip; sonuçlar üzerine odaklanan nafile faaliyetler çözüm falan değildir. Kapitalist sermaye birikimini sürdürme çabaları ne derse desin, -yerkürenin fiziki sınırları artık kapitalizmi taşıyamıyorken- boşunadır!

Çünkü kapitalizm açısından sermaye birikimi, yıkarak büyümekle mümkündür; asla başka türlü değil. Sermaye birikim süreci sınırsız genişlemeyle, “kâr makinesi”nin emeği ve doğayı sınırsız tüketmesiyle var olabilir ancak. Eski İngiltere İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’nin bile “İklim krizi de bir sınıf sorunudur. Başka yolumuz yok,”[53] demek durumunda kaldığı ufukta “insan kaynaklı iklim değişikliği”nden söz etmek gerçeği gölgelemektir! Asıl suçlu sanayileşme sonrası kâr uğruna doğa-insan dengesini hiçe sayan, piramidin en üstündeki yüzde 1’i daha da zenginleştirmek için ormanı da biyo-çeşitliliği de katleden kapitalizmdir, kâr uğruna dünyayı ateşe vermekte tereddüt etmeyen -ve şimdilerde kendilerine başka gezegenlerde yaşam alanı arayan- kapitalistlerdir. Bu nedenle çare eko-sosyalist bir toplum tahayyülü için anti-kapitalist mücadeleden geçiyor!

Yorum gönder