BAŞTAN AŞAĞI ÇOCUK

ÇOCUK

Çocuklar, geleceğin yetişkini olarak özenle yetiştirilen, eldeki imkanları olabildiğince en üst düzeyde kullanarak, tüm gereksinimleri karşılanmaya çalışılan değerli bireylerdir. Her çocuğun anne karnından ergenliğe girişe kadar geçen süre içerisinde gereksinimleri her gün artmakta ve değişmektedir. Ebeveynler ise çocuğun her döneminde (bebeklikten-erişkinliğe kadar) yanında olmaya çalışırlar. Geleceğin yetişkini olan çocuklar kimi zaman hiperaktif kimi zaman kurallara uymayan kimi zaman söz dinlemez yani çoğu zaman dürtüsel olabilirler. Aslında biz insanlara ait bu özellikler çocuklarda algısal ve bilişsel süreçlerin tam anlamıyla gelişme sürecinde olmasından kaynaklı fazla olabilmektedir. Fakat burada ki problem neleri ne kadar yapmasının normal olduğunu bilmektir.

FOTOĞRAF: TWİTTER/SOFİE

NORMAL DAVRANIŞ MI DAVRANIŞ PROBLEMİ Mİ?

Dünya üzerinde yaşam döngüsü tamamlamış, yaşamakta ve yaşayacak olan sayısız insan geçmiş ve geçecektir. Bu gerçeklik üzerinden bakıldığında her bireyi bir kategoriye sığdırmak mümkün olmayacaktır. Fakat döneme bağlı olarak bazı durumları kategorize etmek bizlerin hem doğası hem de hayatta kalma ilkelerimizden biridir. Bu bağlamda özenle baktığımız çocuklarımızın yaşam döngüsü içerisinde bazı hallerini kategorize etmek ve neleri ne ölçüde yapması gerektiğini bilmek doğabilecek veya var olan problemleri çözmek için yardımcı olacaktır.

     Küçük yetişkin olan çocukların bir yetişkin gibi muhakeme etmesini, çevreye uyumlu davranmasını, kendini tanımlayıp çevreye de bu şekilde tanıtmasını bekleyemeyiz. Bu özellikler ergenlikle beraber kimlik oluşumu sağlanmaya başlamasıyla yetişkin olduktan sonra oturmaya başlamaktadır. Buna değinmekte fayda vardır ki, yetişkin bireylerde de zaman zaman kimlik değişimleri olmaktadır.

Bu nedenle çocukların hiperaktif, söz dinlemez, odağı az, yalan söyleyebilen, hırçın, inatlaşan, zaman zaman ağlama krizlerine giren bir yapısı, vurma davranışlarının olduğu hareketleri veya dönemleri olabilir. Aslında bu davranışlar çocuğun olaya karşı verdiği tepkidir, zamanla çocuklar “örnek doğru tepki” ile nerede, ne tepki vermesi gerektiğini öğrenecek ve kimliğine yansıtarak sosyal alanda kuvvetli iletişim kurabilen bir yetişkin haline gelecektir. Bu davranışlar bazen bir tepki değil yaşa bağlı sendroma göre de oluşmaktadır. Bizler bu davranışların yaşanabileceğini ve doğal bir süreç olduğu bilmeli ve çocuğumuza örnek olmamız gerekmektedir. Büyüdükçe gereksinimleri, istekleri artan ve değişen çocuklarımızın hareketlerinde iniş ve çıkışların olmasının doğal bir durum olduğunu göz ardı etmememiz gerekir.

Fakat burada ki ince çizgi bu olumsuz davranışların çocuğunuzun rutinine ne kadar işlediği, yaşıtlarına kıyasla bu davranışları gerçekleştirme oranı, çevresiyle bağdaşmayan hareketler olması, kendine, çevresine, arkadaşlarına zarar verme durumunda olması gibi etkenler ile bu hareketleri çocuğun doğası veya davranış problemi (veya gelişimsel bir problemin habercisi) olarak adlandırabiliriz. Burada zor olan kısım normal davranışlar ile davranış problemlerini ayırt etmektir ve ayırt etmek bazı gözlemlere dayanmaktadır. Bunlar; problem davranışlar çok sık görülmeye başlanıyorsa, davranış başka uyumsuz davranışlar ile ortaya çıkıyorsa, bu durum çocuğun genel tavrına zarar veriyorsa, sosyal ve gelişimsel sorumluluklarda çocuğun becerisine müdahale gerektiriyorsa, akranlarına oranla bu davranışlar daha fazla ise “problem davranış” olarak tanımlanabilir.

Örneğin, 18-36 aylık dönemdeki çocuklarda inatçılık, zıtlaşma ya da karşıt olma gibi davranışlar gelişim sürecinin normal bir durumudur. Çünkü çocuk benmerkezci olduğu dönemdedir. Ve o dönemdeki çocuklar kendini dünyasının merkezine koymasını istediği her şeyin yapılmasını bekler. Fakat bu dönemden sonra çocukta sıklıkla görülen karşıt olma ve inatçılığını öfke yoluyla göstermeye başlama gelişim sürecinin bir parçası ya da olaya karşı tepki olarak kabul edilemez, ortada bir davranış problemi yattığını gösterir.

FOTOĞRAF: İNDYTURK.COM

PEKİ BİR PROBLEM KARŞISINDA NELER YAPACAĞIZ?

Öncelikle çocuk büyütme aşamasında problemlerin çıkabileceğini kabul etmek, önemli olanın “problemi çözmeye yönelik olmak” olduğunu bilmek gerekmektedir. Ayrıca bizler doğarken ailemizi, çevremizi, cinsiyetimizi seçme gibi imkânımız olmadığı gibi sağlık açısından da nasıl doğacağımızı seçememekteyiz. Bu nedenle çocuklarımızın genetik bir hastalık, otizm spektrum bozukluğu, gelişim geriliği, dikkat eksikliği ve hiparektivite bozukluğu gibi hastalıklar ile doğabilme ihtimali olduğunu ve bu durum onların seçimi olmadığını bilmek kabul etmenin bir aşaması olacaktır. Tabii her davranış problemi bu tanılar ile alakalı olacak değildir.

    Problem davranışın kökeni ise çevreye bağlı, bir hastalığa bağlı, genetik bir geçişe bağlı veya ailenin özellikle 0-6 yaş arasında verdiği eğitime, tutuma bağlı olarak değişebilmektedir. Böyle bir durumda davranış problemlerinin fark edilmesi, böyle bir durum ile karşılaşılabileceğinin kabul edilmesi, nedeninin araştırılması ve problemin çözülmeye çalışılması ailenin geçeceği basamakları oluşturmaktadır. Her problemin çözüm yolunun farklı olduğu, bu yolun her çocukta değişebildiğini, değişimin yine her çocukta farklı sürelerde olduğunu bilmek ve bir uzman ile beraber çalışmak gerekmektedir.

Tüm bunların dışında çocuğunuza ne olursa olsun verebileceğiniz en büyük olanak SEVGİDİR. Sevgiyi bilen, hisseden çocuklar kendi olanaklarını en üst düzeyde kullanacaktır.

Kaynakça

Er, M. (2006). Çocuk, hastalık, anne-babalar ve kardeşler. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi49(2), 155-168.

Dursun, A. (2010). Okul öncesi dönemdeki çocukların davranış problemleriyle anne-baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi (Doctoral dissertation, DEÜ Eğitim Bilimleri Enstitüsü).

Yorum gönder