8 Mart’a Giderken…

Kadın olmak tarihin her aşamasında zordu. Belki aynı ölçülerde değil ama yine de zordu. Ancak tarihin hiçbir aşamasında bu kadar sistematik bir zulümle karşı karşıya kalıp bu zulmün bilgisine sahip olup bu kadar çaresiz bu kadar yalnız bırakıldıklarını sanmıyorum. Amacım kesinlikle “mansplaining” “erkbilgiçliklik[1]” değil. Sadece kadınların ya da insanlık tarihinin ilk ötekilerinin yaşadıklarını anlamak için kadın olmaya gerek olmadığı ve dayanışma çabalarını artırma söylemi ile kadının görünürlüğünü azaltmamak gerektiği hatırlatmasıdır.

Modern dünya kadın haklarından emek haklarına, çevre haklarından hayvan haklarına, su gününden sevgili gününe bir takvime dönüşmüş durumda. Ve egemenler size o takvimde bir sayfa ayırmışsa bilin ki sömürülmüş, sömürülüyor ve sömürüleceksiniz ta ki o takvimi yazan olana kadar. Yine de bunun istisnası olmadığı anlamına gelmez. Bazen o takvim sayfası istenmeye istenmeye verilir. Türlü hilelerle, oyunlarla adlar değiştirilebilir, içerik bulanıklaştırılabilir, amaçtan uzaklaştırılabilir. Ancak onları buna zorunlu tutanlar gibi bu yozlaşmanın karşısında duranlar hep çıkmış ve çıkacaktır. 8 Mart bunun en iyi örneklerinden biri olarak hala öfkeyi diri tutmaya, meydanları doldurmaya, mücadeleyi yükselmeye devam ediyor.

Şimdi yazacaklarım 8 Marta giderken bunu zaten bilen kadınlara değil, bir gün olsun meydanları kadınlara bırakmayı çok görmeyen herkes için bir hatırlatma…

Dünya genelinde her gün ortalama 137 kadın eşleri ya da aile bireyleri tarafından öldürülüyor (https://www.womensaid.ie/ ).

Türkiye’de 2021 yılında şiddetten ölen kadın sayısı 417. Sadece 2022’nin ilk 3 ayında 72 kadın öldürüldü (http://anitsayac.com/?year=2022 ).

Dünya çapında 50 yaşın altındaki kadınların yüzde 27’si hayatları boyunca en az bir kez erkekler tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor (https://uzerinekonusalim.com/kadinlarin-dortte-biri-erkek-siddetine-maruz-kaliyor/). Bu her 4 kadından en az 1’inin şiddete maruz kaldığı anlamına geliyor.

Sadece geçtiğimiz yıl içinde 492 milyon kadın söz konusu şiddeti doğrudan yaşamış durumda (https://turkish.aawsat.com ).

Verileri ya da örnekleri artırmak mümkün. Oysa asıl sorun bu sayıların nasıl azaltılacağı değil mi? Daha yaşanılabilir bir ülke, daha yaşanılabilir bir dünya değil midir amaçlanan? Bu amaçtan vaz mı geçildi? Yoksa kendimiz dışındaki insanları onlara rağmen değiştirmek, tanımlamak ya da şekillendirmek mi amaç?

Ne çok soru ve ne az cevap var. Söz konusu kadınlar olunca ben dâhil ne kadar çok konuşan var. Bu nedenle bari 8 Martta meydanların aidiyetini tartışmayalım. İlle bir şey yapacaksak kadınlar eve gelmeden çay demleyelim. Bırakalım kendi adlarına kadınlar konuşsun, bize düşen en azından bu konuda susmak; susalım ve dinleyelim. İlle araya girilecekse o da tek soru için olmalı: çayın şekerli mi olsun şekersiz mi?


[1] Erkbilgiclik, mansplaining için öne sürdüğüm ve erkek ya da erkilliğin üstenci dilini ifade edebilecek bir kavramsallaştırma…

Yorum gönder