PSİKOLOJİ İÇİN SANAT

Tolstoy, ‘sanat nedir?’ sorusuna; “Sanat, bir duyguyu yaşayan insanın, o duyguyu bilerek ve isteyerek başkalarına aktarma olayıdır” diye yanıt vermektedir. Bu aktarma olayı, nesnel olan madde ile öznel olan sanatçının buluşmasıyla meydana gelmektedir. Öznel bir birey olan sanatçının psikolojisi, üretilen sanat üzerinde büyük etkiye sahiptir. Her bireyin kendine has psikolojisi, doğduğu andan itibaren hayatının sonuna kadar gelişir ve değişir. Buna kişinin bilişi, sosyal çevresi, duygusal yapısı ve deneyimleri etki eder. Hayatta yaşadığı zorluklar, sıkıntılar, genetik faktörler ve bilişsel aksaklıklar psikolojik yapısında bozulmalara neden olabilir. Terapi, bu noktada birey için çok büyük bir destek niteliğindedir. Çoğu insan sıkıntılarıyla başa çıkmak ondan uzaklaşmak adına farklı uğraşlar bulmaya ve bu uğraşlarda anlam aramaya çalışır. Bu noktada sanatın resim, heykel, tiyatro vb. alanları kişiye hitap ettiği yerde, kişinin odağına ve uğraşına farklılık katarak onu etkilemeye ve belki de değiştirmeye başlar. İnsan etkilenmeye ve değişmeye başladıkça, takıntılarından, acılarından uzaklaşmaya ve ona iyi gelene yoğunlaşmaya başlar. Bu noktada sanat, insanı olduğu noktadan daha iyi bir yere ulaştırmaya yardımcı olur. Amerikan Sanat Topluluğu sanat terapisinin tanımını ve önemini şöyle açıklamaktadır: “Sanat terapisi, danışanın duygularını dışa vurması, duygusal çatışmalarını çözümlemesi, farkındalığını güçlendirmesi, davranışlarını ve bağımlılıklarını yönetmesi ve sosyal becerilerini geliştirmesi için terapistin, sanatı ve ortaya çıkan sanat çalışmasını kullandığı bir ruh sağlığı uzmanlık alanıdır. Sanat terapisi, duygu ve düşüncelerin sözsüz iletişim kurma formu olan sanatı, yaratma süreci içinde kullanarak hayatı zenginleştirmeyi amaçlayan bir tedavi sürecidir.”

Fotoğraf; Söylenti Dergisi

Sanat terapisinde odak, kişinin dışavurumunu incelemektir. Kişinin sözsüz kelimeleri olarak da kabul edebiliriz bunu. Terapide amaç, kişinin iç sürecindeki zorlukları, sıkıntıları, bastırdığı dürtü ve duyguları sanat yoluyla dışarı vurmasını sağlamak ve sanatın görsel beceri, psikolojik etki ve yaratıcılık işleviyle danışanı öznel iyi oluşa çekiyor olmaktır.Terapist, sanatı danışanla arasındaki terapötik ilişkiyi koruyacak ve teşhis koyabileceği alanı sağlayacak şekilde kullanabiliyor olmalıdır. Sanat, terapi süreci bitse dahi danışanın hayatındaki konumunu koruyarak onun içsel huzur ve dışavurumunu kolaylaştıracak etkiye sahip olur.

Peki, her sanatla uğraşan kişi psikolojik iyileşme için mi uğraşır? Terapi dışında da sanatı hayatına bazen sanat yaparak, bazen ise sadece izleyerek koyan insanlar elbette mevuttur. Sanatçı ise,izlemek ve yapmak eylemlerini birlikte yoğuran taraftır. Bir Alman atasözü der ki; “Elleriyle çalışan adam işçi; elleri ve kafasıyla çalışan adam usta; elleri, kafası ve kalbiyle çalışan adam ise sanatkardır.” Bu sözden de anlayacağımız üzere sanat estetik duyarlılık ile beraber, kalple işlenir. Sanatçının psikoloji olarak mükemmel yerlerde olması sanatına yansır. Yansıdığı kısımbize ve algılarımıza doygunluk verir. Bu doygunluk sanatı izleyen kısım için estetik farkındalık noktasında yarar sağlamakla beraber kişi eseri kendi iç dünyasıyla bütünleştirip biçimlendirir. Sanatı izleyen kişi orada bulduğu derinliği ve algılarında oluşan doyumu bir süreklilik haline getirmeye başlar, böylelikle sanat kişinin psikolojik serüveninde olumlu etki yaratır.

Somut olan sanat, aslında sanatçının soyutluğunu az yada çok gözler önüne serer. Bu yüzdendir ki her sanat eseri biriciktir. Çünkü sanatçının o ana ait psikolojisinin yansıması ile yoğrulur. Çoğu kez bir sanat eserine baktığımızda ‘sanatçı burada ne düşünmüş?’ deriz, o düşünce sadece sanatçıya ait olan ve aslında kimsenin tam anlamıyla erişemeyeceği bir noktadır.Sanat, insanın ruhuna ve benliğine dokunur. Sanat eserlerinin enerjisi belki de bu yüzden başka insanlar üzerindeetkiye sahiptir. Herkes başka şekilde yorumlar fakat bu yorum kişinin psikolojisinin bir ürünüdür. Müzik, dans, resim, tiyatro alan farketmeksizin kişi yaptıkça veya izledikçe etkilenir. Sanatçı sanatı hissederek yaptığı sürece izleyicisine de geçirerek onu paylaşabilmektedir. Muhakkak ki dans ederken yüzü gülen yada durgunlaşan çokça insan görmüşüzdür, bu o insanın yaptığı sanatı içinde anlamlandırıp özümsediği anlamına gelir. Ve bizde bunu gözlemlerken kişinin sanattan aldığı doyumu hissederek içselleştirebiliriz.

Sonuç olarak; sanat, insanın modern dünya hayatındaki robotlaşma sürecinin önüne geçen, huzuru ve aydınlığı bulabileceği, anlamı kavrayıp içselleştirebileceği, onunla tedavi olup, hayatına katabileceği ve metafizik boyutuna ulaşıp bir nebzede olsa dünyanın yıkıcılığından ayrılıp hayal dünyasına kapı aralayabileceği bir tindir.

Psikolog Beril Baran

Yorum gönder