“DİPLOMALI ÇIKMAZ: UMUTLARIN TÜKENDİĞİ YER”
✍🏻; ELİF AĞIL
Türkiye’de genç olmak, artık sadece bir yaş aralığı değil; bir yükü taşımak, bir mücadeleye sürüklenmek, sürekli bir hayal kırıklığını göğüslemek anlamına geliyor. Üniversiteye girerken içimizde taşıdığımız o parlak umutlar, mezuniyet belgesiyle birlikte kararıyor. Çünkü artık o diploma ne bir güvence, ne bir referans, ne de bir gelecek anlamına geliyor.
Bu ülkede gençlik; ertelenmiş hayaller, karşılıksız emek, umutsuz sabahlar ve gecikmiş başlangıçlarla anılır oldu. Eğitim sisteminden iş dünyasına kadar her adımda, gençler adeta bir duvara çarpıyor. Ve bu duvarlar, sadece beton değil; adaletsizlik, liyakatsizlik, kayırmacılık ve ilgisizlikten örülmüş sert, soğuk bir duvar.
Peki eğitim sistemimiz nasıl ?
Her yıl milyonlarca genç üniversiteye başlıyor. Kimileri kazanmak için yıllarca hazırlanıyor, gece gündüz çalışıyor, dershanelerde zaman ve para harcıyor. Kazandıklarında ise sevinçleri çok kısa sürüyor. Çünkü çok geçmeden fark ediyorlar: Eğitim, onları hayata değil, hayal kırıklığına hazırlıyor.
Müfredatlar güncel değil. Dersler ezberle geçiliyor. Uygulama yok. Sektörle bağ yok. Stajlar formalite. Öğrenciler teorik bilgilerle dolduruluyor ama mezun olduklarında pratik hiçbir yetkinliğe sahip olmadan iş piyasasının ortasına atılıyorlar.
Ve sonra acı gerçekle yüzleşiyorlar: Mezun olmak, başlamak değil; bir düşüşün ilk adımıymış.
Diploma alındığında bir hayal gerçekleşmiş olmuyor, bir dönem bitip yenisi başlamıyor. Aksine, hayatın durduğu an orası oluyor. Mezun gençler ne tam olarak yetişkinliğe geçebiliyor ne de gençliğini yaşayabiliyor. İşsiz kalıyorlar. Kimi ailesine yük olmaktan utanıyor, kimi bir kafede garsonluk yaparken alanıyla ilgili hayalini toprağa gömüyor.
Ve iş ilanlarına baktıklarında bir başka gerçekle daha karşılaşıyorlar: “En az 2 yıl deneyim…”
Yeni mezunlara, tecrübe soruluyor. Tecrübe kazanacak yer sorulunca, kimse cevap vermiyor. Staj yapacak yer bulmak zor, bulunsa bile çoğu ücretsiz, hatta bazen sigortasız.
Eğitim yılları boyunca hiçbir maddi getirisi olmayan, tam aksine masraf yükleyen bir süreç sonunda; gençler yalnız, çaresiz ve kırgın kalıyor. Sadece işsizlik değil sorun; hayattan kopma, kendine olan inancı yitirme ve “değersizlik” duygusu da beraberinde geliyor.
Tüm bunların üzerine bir de liyakatsizlik eklenince tablo karanlıktan çıkıp zifiri hale geliyor. Gençler, yıllarca okudukları alanda, hak ettikleri işi bir türlü bulamıyorlar. Çünkü sistem çoğu zaman kimin daha çok çalıştığını değil, kimin kime yakın olduğunu önemsiyor.
Torpilsiz girilemeyen sınavlar, tanıdıksız geçilemeyen mülakatlar, sadakatin beceriden önce geldiği kadrolar… Gençlerin en çok kırıldığı nokta burası oluyor: Emeğin karşılığını alamamak.
Böyle bir ortamda kimse plan yapamıyor. Gençler ne evlenebiliyor, ne ev kurabiliyor, ne çocuk hayal edebiliyor. Ne kariyerini inşa edebiliyor, ne bir yere ait hissedebiliyor. Yarınını düşünemeyen bir kuşak oluşuyor.
Genç işsizliği sadece bir ekonomik sorun değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve siyasal bir yaradır. Bu durum depresyonu artırıyor, gençlerde öfke birikmesine, aidiyet duygusunun yitimine neden oluyor.
Sokakta yürüyen, kafede oturan, sosyal medyada yazan gençler artık mutlu değil. Kimse “gelecekten umutluyum” demiyor. Birçoğu yurt dışına gitmenin yollarını arıyor. Kalanlar ise “mecburiyetle” yaşıyor. Düşünmeden, hissetmeden, sabrederek…
Geleceğe dair hayalleri olan, üretmek isteyen, katkı sunmak için yanıp tutuşan bir kuşak, sistematik şekilde köreltiliyor. Onlardan “sabretmeleri” isteniyor. Ama bu sabır hiçbir zaman bir umuda bağlanmıyor.
Bu ülke, gençliğini tüketiyor. Oysa bir toplumun ilerlemesi, gençlerinin ne kadar umutlu, üretken ve hayal kurabilir olduğuyla doğrudan ilişkilidir. Bugün Türkiye’de gençler yorgun. Daha başlamadan yorulmuş, daha üretmeden vazgeçmiş, daha yaşamadan bıkmış bir kuşaktan söz ediyoruz.
Bu sadece bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir intihardır.
Sorulması gereken soru nettir:
Gençlerine yol açmayan, güven vermeyen, umut sunmayan bir ülkenin geleceği olabilir mi?
Artık süslü laflara değil, gerçek çözümlere ihtiyaç var.
Gençler sabrın değil, hakkın peşindeler.
Ve eğer bu ülke onları kaybederse, sadece bireyleri değil, geleceğini de yitirir.


Yorum gönder