Evrimsel Bakış Açısıyla Cinsiyet ve Saldırganlık İlişkisi

Evrimsel psikoloji, insan zihnini anlamak için kapsamlı bir bakış açısı sunar. Bu yaklaşım, insan davranışlarını evrimsel süreçlerle ilişkilendirerek çeşitli psikolojik konuları ele alır. Evrimsel perspektiften cinsiyet ve saldırganlık arasındaki ilişki doğal seçilimin etkisi altında ortaya çıkan davranışsal eğilimlerle şekillenir.

Evrimsel Psikoloji ve Adaptasyon

Evrimsel psikoloji, canlıların çevreleriyle uyum sağlama süreçlerini inceler. Doğal seçilimin etkisiyle gelişen stratejileri ve bu stratejilerin günümüzde nasıl kendini gösterdiğini araştırır. İnsanlık, tarih boyunca bir dizi zorluklarla karşılaşmış ve bu zorluklarla başa çıkmak için çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Başarılı olan bireyler, bu mekanizmaları kullanarak hayatta kalmış ve genlerini bir sonraki nesle aktarma fırsatı bulmuşlardır. Araştırmalara bakılmış olduğunda, gen ve zekânın, Alzheimer gibi hastalıkların ve hatta aşkın bile evrimsel açıdan açıklanabileceğini göstermektedir.

Canlılar, doğal seçilimin etkisiyle zaman içinde problem çözme yeteneklerini geliştirmişlerdir. Bu yetenekler, fonksiyonel adaptasyonlar olarak günümüze kadar taşınmıştır. Ancak bazen bu adaptasyonların yan ürünü olarak şiddet davranışı da ortaya çıkabilmektedir.

Darwin, saldırganlığı tıpkı diğer davranışsal eğilimler gibi soyunu sürdürme ve hayatta kalma ile ilişkilendirdi. Evrimsel perspektife göre, saldırganlık insanın eş bulma, üreme ve hayatta kalma çabası ile ilgili kaynaklar içerisinde mücadele etme zorunluluğunun bir yansımasıdır. Bu bakış açısı erkeklerin saldırgan eğilimini, yüksek doğurganlık seviyelerine sahip kadınlarla çiftleşme şanslarını artırmak için girdikleri rekabetin bir sonucu olarak değerlendirir.

Görsel: Bilimma

Ebeveyn Yatırımı Teorisi

Ebeveyn Yatırım Teorisi, Robert Trivers tarafından 1972 yılında ortaya atılmış bir evrimsel teoridir. Bu teori, biyolojik ebeveynlerin kendi soyundan gelen bireylere yatırım yaparak, onların hayatta kalma ve üreme başarısını artırmayı amaçladığını ileri sürer. Ebeveynler, yatırımlarını genetik miraslarını gelecek nesillere aktarma stratejisi olarak görürler. Bu kapsamda, uzun bağımlılık dönemine sahip türlerde ebeveyn yatırımı daha yoğun olabilir. Örneğin, insanlar bebekleri uzun süreli olacak şekilde bakım vermeye ve korumaya ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarına zaman, enerji ve kaynaklar sunarak üreme başarısını artırmayı hedeflerler.

Cinsiyet ve Saldırganlık

Kadın ve erkekler arasındaki ebeveyn yatırımdaki farklılaşma, Trivers’a göre germ hücrelerindeki uzmanlaşmanın bir sonucudur. Kadınlar yumurta üretimine daha fazla zaman ve enerji yatırdığından, seçici bir eş seçiminin kadınlar için daha fazla risk taşıdığı söylenebilir. Erkekler ise daha az yatırım yaptığı için bu risk daha düşüktür. Bu nedenle, kadınlar daha seçici davranabilirken, erkekler daha rekabetçi bir davranış sergileyerek kadınların tercihini kazanmaya çalışırlar. Trivers’ın “Ebeveyn Yatırım Modeli”, kadınların daha az yatırım yaptığı türlerde daha saldırgan olmalarını, eşit yatırım yapılan türlerde ise cinsiyetler arasında saldırganlık farkının görülmemesini destekleyen bulgularla açıklanmaktadır.

Özellikle genç erkekler, güç ve prestijlerini gösterme çabasıyla saldırganlığı tercih edebilir ve diğer erkeklerle rekabet içine girebilirler. Aynı şekilde, sosyal statüleri tehlikeye giren erkekler, bu durumu düzeltmek ve konumlarını sağlamlaştırmak adına saldırganlığa başvurabilirler. Bu bağlamda, toplumsal statüsü düşük olan erkeklerin, daha yüksek statüye sahip olanlara kıyasla daha fazla saldırganlık sergileme eğiliminde olmaları beklenmelidir. Archer, Holloway ve McLoughlin, yaptıkları çalışma sonucunda bir işte çalışmayan erkeklerin, toplumsal statüsü daha yüksek olan erkeklere göre kavgaya daha eğilimli olduklarını ortaya koymuştur.

Doğrudan ve Dolaylı Saldırganlık

Kadınlar ve erkekler arasındaki doğrudan saldırganlık (hem fiziksel hem sözel) türleri hem genetik etmenlerle hem de çevresel etmenlerle ilişkilendirilir ve bu etmenlerin payı %50 olarak gözlemlenir. Dolaylı saldırganlığın (örn; dedikodu yaymak, arkadan iş çevirmek vb.) kökeni konusunda ise genetik ve öğrenmeye dayalı faktörler arasındaki etkileşim hakkında tartışmalar bulunmaktadır. Araştırmacılar, dolaylı saldırganlığın hem genetik hem de evrimsel temellere sahip olduğunu vurgularlar. Bu görüşün en açık destekçisi, kadınların erkeklerle değil, erkekler için aynı cinsiyetten olan diğer kadınlarla rekabet etmelerinin göstergesidir. Öte yandan, erkeklerin çocuklarına daha az yatırım yapmaları ve bu nedenle tehditleri doğrudan, fiziksel yollarla karşılamaları eğilimi taşımaları, doğrudan saldırganlığa olan eğilimlerini artırmaktadır. Aynı zamanda, annenin çocuğuna yönelik sağlayacağı bakımın, baba tarafından sağlanan bakıma göre daha hayati ve uyumsal bir öneme sahip olduğu düşünülmektedir. Bu durum, kadının kendisini ve çocuğunu koruma gerekliliğini vurgulayarak, kadının daha az zarar verici veya dolaylı saldırganlık yollarını tercih ettiği sonucuna yol açmaktadır. Bu duruma ek olarak, dolaylı saldırganlık, fiziksel saldırganlığa göre grup içi dinamiklerde çok daha etkili bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Hess ve Hagen’in çalışmalarına göre, kadınlar olumsuz dedikodu gibi dolaylı saldırganlık biçimlerinin erkeklere kıyasla daha fazla zarar verebileceğini deneyimlemektedirler. Bu nedenle kadınlar, bu stratejiyi kullanarak diğer kadınları incitme eğilimindedirler.

Eleştiri ve Görüş Ayrılıkları

Evrimsel bakış açısına göre, tarih öncesi dönemde erkeklerin temelde eş bulma rekabetine ve hatta saldırganlığa yatkın olmaları, soylarını sürdürme şanslarını artırmıştır. Bu nedenle yüksek fiziksel saldırganlık, genetik olarak kuşaktan kuşağa geçmiş bir özellik olarak kabul edilir. Bu bakış açısına göre, cinsiyetler biyolojik olarak farklılaşmış ve geleneksel rollerini evrimleşerek kazanmışlardır. Ancak bu görüşe yöneltilen eleştiriler de vardır. Özellikle tarih öncesi dönemde kadınlar ve erkekler arasındaki davranış farklılıklarının evrimsel açıklamadan çok daha karmaşık olduğu savunulmaktadır. Ayrıca, günümüzde fiziksel gücün hayatta kalmak için eskiye nazaran daha az önemli olduğu dikkate alındığında, biyolojik farklılıkların cinsiyet rollerini tamamen açıklamadığı görülmektedir. Evrimsel yaklaşım aynı zamanda, mevcut cinsiyet eşitsizliklerini haklı çıkarıcı bir rol oynamakla eleştirilir. Son araştırmalar, şiddet eğiliminin biyolojik olarak aktarıldığı fikrine destek sağlamamaktadır. Bu çalışmalar, şiddet eğilimi yüksek olan erkeklerin kadınlar tarafından tercih edilmediğini, çünkü bu erkeklerin hayatta kalmakta zorlandıklarını ve soylarını sürdüremediklerini göstermektedir.

Kaynaklar

Archer, J., Holloway. R. ve McLoughlin, K. (1995). Self-reported physical aggression among young men. Aggressive Behavior, 21, 325-342.

Begley, S. (2009). Pink brain, blue brain: Claims of sex differences fall apart. Newsweek, September 14, 28.

Buss, D. (2018). The evolution of love in humans. The New Psychology of Love, (Eds.: R. Sternberg ve K. Sternberg), 42-63, Cambridge: Cambridge University Press.

Darwin, C. (1871). The descent of man and selection in relation to sex. Murray, London.

Hess, N.H ve Hagen, E. H., (2006). Sex differences in indirect aggression. Evolution & Human Behavior, 27(3), 231-245.

Trivers, R. L. (1972). Parental investment and sexual selection. B. Campbell (Ed.), Sexual selection and the descent of man: 1871–1971 içinde (136–179). Chicago: Aldine.

Kapak Görsel: Medium

2 comments

Tülin Gövercin

Kalemine sağlık,çok açıklayıcı ve bilgilendirici bir yazı olmuş.

    Heval Gövercin
    Heval Gövercin

    Teşekkürler 🙂

Heval Gövercin için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et