Kaynaklarıyla İnsan…
İnsan var olduğu süre boyunca ya toplumunu aramış ya oluşturmuş ya da toplumda var olmuştur. Toplum kavramı bireyin oluşturduğu ve iletişimle var olan bir olgudur. İletişim de aslında bağı birlikte getirir. Bazen kurulan bağ beraberinde iletişimi getirirken, bazen de iletişimin kuvveti bağı oluşturur. Böylelikle insanlar toplum içinde var olma becerisi kurarak, bağlantılar oluşturur. Bu bağlantılar her alan için geçerli olsa da yakın ilişkiler kurmamızı, bu ilişkilere güven duymamızı, hayatımızı paylaşmamızı, paylaşırken de duygusal rahatlamayı sağlar. Sağlanan duygusal rahatlama, kişinin karşısındaki bireye kendi hayatından aktarım yapma isteği, desteğe ihtiyaç duyduğunda bunu talep etme rahatlığı, karşısındaki kişinin süreçlerini merak etme, takip etme, destek olma gibi ilişkisel durumlar yaratır. Böylelikle insan kendi kaynaklarını oluşturmaya ve başkalarına kaynak olmaya başlar. Bunu sadece kurduğu ilişki ile değil o ilişkiyle geçirdiği faaliyetlerle de yapar. Çok sevdiğiniz, güvendiğiniz bir arkadaşınızla seramik atölyesine gittiğinizi düşünelim.
Bu noktada size kaynak olabilecek neler var? Bir düşünelim. Yaptığınız faaliyet sizi olumlu ve gerçekçi bir zemine ve doyuma ulaştırıyorsa evet o da sizin geliştirebileceğiniz bir kaynağınız olabilir. Yani seramik yapma faaliyeti de sizin kaynağınız olabilir. Faaliyeti birlikte yapmaktan hoşlandığınız arkadaşınız da sizin için bir kaynaktır. Aynı zamanda o ortamda sosyalleşebiliyorsanız yeni kaynaklara da erişebilirsiniz.
Peki kaynaklar neden önemli?
Yazının ilk kısmında da belirttiğim gibi insan iletişimle kurar bağlarını ve bağlar kişiyi güçlendirir. Bazen hayatta kimsemiz olmadığını, güvenecek bir yerimizin kalmadığını, sığınacak limanımızın olmadığını düşünürüz. Bazen ise bağlarımızdan zedelenir, oradan kanarız. İnsan hayatı o kadar biriciktir ki birden çok varsayımda bulunup bir sürü hikaye oluşturabiliriz. Ama köke baktığımızda görürüz ki insan için bağ ve bağlanma anne karnındayken dahi büyük önem taşır. Bu bağların varlığı insana güç verdiği gibi yokluğu da sarsabilir, kırabilir, yitilmiş hissettirebilir. Kaynaklarımız bu noktada bizi beslemiş ve güçlendirmişse kırılmayı, sarsılmayı bilir, bu durumların getirdiği duyguyu yaşadıktan sonra onlarla baş edebilmek adına kaynaklarımıza başvururuz. Bu kaynaklar sadece diğer insanlardan oluşmaz. Kaynaklar, kişinin duygularıyla baş etmesine, hayatın akışında keyif verecek alanlar yaratmasına, düşüncelerinin olumlu şekilde etkilenmesine, özgüven, öz şefkat oluşturmasına alan tanır. Örnek verecek olursam kaynaklarımız, dua etmek olabileceği gibi su sporları da olabilir, yürüyüş yapmak olabileceği gibi uyumakta olabilir, arkadaşlarınla vakit geçirmek olabileceği gibi evcil hayvanın da sana kaynak olabilir. Oldukça çeşitli, oldukça farklı olabilir birbirinden. Kaynak oluşturmakta ya da oluşan kaynakları kullanmakta ki amaç duyguları bastırmak değil onları yaşadıktan sonra o duyguda sürekli olarak kalmamak, oluşan olumsuz düşünceler ve duygular ile baş etme noktasında güçlenmeyi sağlamaktır.
Bazen kısıtlı imkan ve alana sahip olduğunuzu düşünüp bunları imkansız bir konuma koyabilirsiniz. Bu noktada yaşadığınız alanın keşfini yapmak, sahip olduğunuz becerileri baz almaktan ziyade sahip olmadığımız, keşfedilmemiş becerilere yoğunlaşmak, az imkanla yüksek etki oluşturacak kaynakları öğrenmek ve geliştirmek faydalı olacaktır.
Kaynaklarınıza rağmen olumsuz duygu ve düşüncelerinizle baş edemiyor, onların döngüsünü kırmakta zorlanıyorsanız bir uzmana görünebilir, bu yolu destekle birlikte kolaylaştırabilirsiniz.



Yorum gönder