NE İZLİYORUZ ? – NE ANLATILIYOR ?
HEİDİ: İSVİÇRE’NİN KARANLIK YÜZÜ
Çocukların vazgeçilmez eğlencelerinden önde gelenlerden biri hepimizin bildiği gibi çizgi filmlerdir. Çizgi filmler başladığında ekran başına geçen çocuklar kendini karakterlerin yerine koyarlar. Onunla beraber mutlu olup onunla beraber üzülürler. Peki, izlediklerimiz ne kadar gerçekleri yansıtıyor? Her çizgi filmin arkasında aslında başka bir hikaye olabilir mi? Bu seride çizgi filmlerin gerçek hikayelerinden bahsedeceğiz. Neredeyse hepimizin izlediği, bildiği ‘Heidi’ ile başlayalım mı, ne dersiniz?
Heidi, 1880 yılında İsviçreli bir yazar tarafından Almanca olarak yazılmış bir kitap aslında. Heidi roman olarak büyük bir kitleye hitap etmiş ve çok ilgi görünce çizgi filme çevrilmiş. Heidi büyükbabasıyla Alp Dağları’nda yaşayan ve herkese yardım etmeye çalışan mutlu bir çocuktu. Bizim dikkatimizi çeken kısmı ise Heidi’nin ayağında hiç bir zaman ayakkabı olmaması. Acaba Heidi’nin ayaklarının her zaman çıplak olması onun tercihi mi yoksa burada anlatılmak istenen başka bir mesaj mı var? Verdingkinder kelimesini hiç duydunuz mu? Büyük ihtimalle bu kelimeyi ilk defa duyuyorsunuz. Çünkü anlamı çıplak ayaklı çocuklar olan bu kelime, kimsenin bilmediği bilenlerin de bilmemezlikten geldiği bir kelime ne yazık ki. Çıplak ayaklı çocuklar ilk defa İsviçre’ de ortaya çıkıyor. 18. yüzyılın sonundan 1960’lı senelerin başına kadar İsviçre halkı çocukları fabrikalarda ve diğer yerlerde köle gibi çalıştırıyorlardı. İsviçre’de uygulanan bir sisteme göre ebeveynleri boşanan çocuklar ve ebeveynleri hayatını kaybeden çocuklar, başka ailelere veriliyorlar. Çocukları sahiplenenler de istedikleri gibi çocukları çalıştırabiliyor, başka bir aileye kiralayabiliyor hatta satabiliyorlardı. Bu çocuklar gerçek anlamda köle hayatı yaşıyor, ahırlarda yatıyor, sürekli gördükleri istismar, işkence ve dayaklara ise sesini çıkartamıyorlardı. Biraz önce bahsettiğimiz Verdingkinder, yani çıplak ayaklı çocuklar işte bu çocuklar. Ayaklarının çıplak olmasının nedeni ise normal (!) ailelere sahip olan çocuklardan ayırt edebilmek. Yani çocukları ötekileştirmek.

Fotoğraf: Pınterest
Çocuk işçiliği ya da köleliğinin bir insanlık suçu olması o dönemde İsviçre’deki kimsenin umurunda olmadı ve herkes bu sisteme olağan dışı bir şekilde ayak uydurdu. Tabi ki var olan düzeni eleştiren yanlış bulanlar olmalıydı ve İsviçre’deki bu sisteme ilk defa bir Rus doktor karşı çıktı. Doktor çalıştığı çiftlikte gördüğü çocuğun sürekli tacize uğradığına ve şiddet gördüğüne şahit oldu. Bunun üzerine de bir rapor hazırladı. Bu rapor kimsenin ilgisini çekmezken çocuk ne yazık ki hayatını kaybetti. Olay sonrasında bazı örgütler ve sendikalar çocuk köleliğine karşı seslerini duyurmaya çalıştılar. Ama ne yazık ki pek işe yaramadı. İsviçre’de kölelik sisteminin yasaklanması tam olarak 1981 tarihinde gerçekleşti. Yani düşündüğünüzde bundan bir süre önce İsviçre’de hala çocuklar köle olarak satılmaya ve çalıştırılmaya devam ediliyordu. Peki, bu sisteme ne zaman dur denildi, bu çocuklardan ne zaman af dilendi dersiniz? 2013 yılı çıkıyor karşımıza. Ne yazık ki sadece 10 yıl önce… İzlediğinizden çok farklı bir Heidi hikayesi değil mi? Umuyorum ki çocukların çocukluklarını yaşayabilmesi, hep çocuk kalması ve tek dertlerinin hangi oyunu oynayacakları olması.

Fotoğraf: Mavink.com
Anne babasıyla güzel bir hayat yaşayan çocukların ebeveynleri vefat ettiğinde hayatlarının bu derece değişmesi, ebeveynlerin çocuklarının başlarına ne geleceğini bilmesine rağmen boşanmaları ve bu çocukların yaşadıkları bende bir duygu karmaşasına yol açtı. Hayrete düşmekle beraber üzüntü, sinir ve bir çok duyguyu aynı anda yaşadım. Sizler bu hikayeyi biliyor muydunuz? Heidi’nin gerçek hikayesi size neler hissettirdi? Sizde bizimle yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Kaynak: Onedio


11 comments