Öz Yargı/ Ben Değeri Tiryakiliğine Uzanan Yolculuk
Hayatta karşılaştığımız her şeyi isimlendiririz. Bu durum şu anı da kapsayan fakat ilk çağlardan itibaren yaptığımız, temel iç güdümüz olan hayatta kalmayı (Aslan=tehlike, güçlü, etçil vb.) sağlarken şu zamanın komplike yapısında bir şeyleri kategorize etmek, benzerlerinin yerine koymak, gerektiğinde uygun bir şekilde kullanmak ve hayatı kolaylaştırmak adına önem sağlar. Bireyler etrafını isimlendirirken nesnelere ek ilişkileri, insanları, durumları ve kendisini de değerlendirir, tanımlama yapar. İşlevi seven zihnimiz için kolaylaştırıcıdır. Elbette bir mavi masayı nitelendirmek oldukça kolaydır ve değişken değildir fakat insan ve ilişkileri sıfatlandırmak karmaşık olmakla beraber değişkenlik gösterir.
Temel psikolojik ihtiyaçlarımız sevgi, ilgi, takdiri ele aldığımızda bunların karşılanması için zihnimiz belirli sıfatları bize hatırlatarak bir ben değeri inşa eder (Başarılısın, başarısızsın, cahilsin, yetersizsin, oldukça yeterlisin vb. sürekli durumları değerlendirir ve geri bildirim gönderir).
Şöyle bir örnek veriyor olalım;
Ayşe sınavdan 60 almıştır fakat zihni “yetersiz ve başarısızsın” diyebilir ya da tam tersi 90 puan sınav notu Ayşe’nin zihninde “başarısızsın” şeklinde yorumlanabilir. Ayşe sınav sonucu fark etmeksizin bunu yapabilir çünkü Ayşe için başarılı olmak bir ihtiyaçtır. Zihnimiz başarılı olmak için bir hatırlatma yapar ve harekete geçirici bir duruma sürükler. Fakat bunun sürekli olması veya değerlendirmelerdeki çarpıklık kişinin olumsuz bir ben değeri oluşturmasına neden olur.
Zihnimiz yaşadığı tek veya tecrübeye dayanan birçok hikayeyi birleştirerek olumsuz ve kesin bir sıfat sunar.
Genellikle olumsuzdur çünkü bizlere tehlikeleri (ister fiziksel (hayatta kalma, yemek, güvenlik) ister psikolojik (sevgi, ilgi, takdir)) fark etmemiz ve durumu düzeltmemiz adına bize sinyal yollar. -Tabii her zaman olumsuz değildir, olmadığında keyfini çıkarın:)- Bu zamanlarda olumsuz olanı fark etmek ve zihninizin, bu sıfatın sizi tanımlayan bir kelimeden ziyade korumak ve durumu değiştirmek adına yolladığını fark etmek önemli olacaktır.
Zihnimiz olayları çoğu zaman siyah beyaz yani kesin ifadeler ile yorumlar. (Buna bilişsel çarpıtmalar/düşünce hataları deriz.) Kesinleştirme yapar.
Ayşe’nin yaşadığı duruma geri dönecek olursak bir dersteki başarı oranı hayatta başarılı olup olmasını anca etkileyebilir fakat bir derste ki başarı oranı onu başarılı veya başarısız yapmaz. Çünkü “başarı” sıfatı anca çok geniş bir yelpazede değerlendirilebilir (Sosyal hayat, öz bakım, akademi, maneviyat vb. Birçok alan ve bu alanların içinde de iç içe olan birçok seçenek bulunur).
Bu durumlarda kesin nitelendirmeler yerine başarıyı bir orana dökmek “%80 başarılı bir insanım” gerekir. Ve bu oranın değiştirilebileceğini, zaman zaman insanın doğası gereği hataların olabileceğini ayrıca mükemmel bir sıfat olmayacağını (%100 başarı gibi) bilmek gerekir.
Peki ya tecrübelerimiz?
Zihin tecrübelerimizden yola çıkarak iyi olana ulaşmak adına sinyaller yollar. Fakat zihnimizin olumsuz ve kesin yorumlamalarını doğru değerlendirmediğimiz zamanlarda değişken olmayan şeklinde algıladığımız olumsuz ben değeri inşaa olur. Bu nedenle şöyle diyebilirsiniz; Ben çok sık olarak başarısızlığa uğrayan bir kişiyim diyebilirsiniz. Bunu geçmiş yaşantımda çok sık karşılaştığım için söylüyorum. Ve bu beni başarısız bir kişi yapar.
Şu an Afrika’da bir belgesel çekildiğini düşünelim, çekilen görüntüler yayına girmeden önce montaj işleminden geçer ve seyirciye düzenlenerek sunulur. Çekilen belgeseli izlediğinizi varsayalım. Bu belgesel Afrika’nın tamamını yansıtır mı?
Cevap tabii ki hayır.
Afrika’nın doğası, hayvanları, yaşam biçimi, yoksulluğu, kabileleri, farklı yaşam biçimine göre insan ilişkileri, çocukları, yetişkinleri vb. birçok ele alınacak konu vardır. Ayrıca görüntülerin hepsi sunulmamıştır.
Zihnimizde tıpkı bu belgesel gibi kendi belgeselini çeker ve sürekli kayıt altındadır. Fakat sizler geriye dönüp kendi belgeselinizi izlediğinizde montaj işleminden geçmiş olarak izlersiniz. Nasıl ki Afrika’yı anlatan belgesel direkt Afrika’nın kendisi değilse, sizin belgeseliniz de sizleri tamamıyla yansıtmaz.
Bu noktada tecrübelerinizden yola çıkarak bir oran belirleyebilirsiniz fakat bu oranın belgesel çekilmeye devam ettikçe değişebileceğini aynı zamanda kesin bir yargı olmadığını bilerek ilerlemek faydalı olacaktır.
Hayattan Öğrendiklerimiz
Çoğu zaman kendimize eleştirisel, katı davranırsak anca o zaman değişimin olacağına inanır ve öz şefkat göstermeyiz fakat ben değeri tiryakiliği kendimize olan güveni, saygıyı, motivasyonu olumsuz yönde etkiler.
Böylelikle değişim için harekete geçemeyiz çünkü “başarısızsın” şeklindeki ben değeri kişinin ne yaparsa yapsın başarılı olmayacağı anlamına gelir. Fakat bu sürede zihnimiz temel ihtiyaçları karşılanmadığı için sürekli başarıyı arar, bulamadıkça olumsuz duygular ve düşünceler üreterek kısır döngü yaratır. Bu nedenle ben değeri biçmek yerine oranlamak ve kendimize öz şefkat göstermek yerinde olacaktır.
Bu durum şunun gibidir;
Çok sevdiğiniz biri kendini iş yerinde yetersiz hissettiğini ve genel olarak yetersiz bir insanım diye sitem ettiğini düşünelim. Nasıl yaklaşırsınız?
- Evet sen yetersiz bir insansın ve hiçbir zaman yeterli olamayacaksın.
- Zaman zaman hata yapabilirsiniz, şu an öğreniyorsun ve insan olduğun için hata yapman konu ile ilgili her şeye hâkim olamaman normal. Bu hata seni üzmüş olabilir ama yetersiz bir insan yapmaz.
Hangi şekilde ki yaklaşımı seçersiniz?
Tıpkı bu örnekteki gibi kendimize de böyle yaklaşmak ben değeri biçmek yerine sıfatı oranlamak, değişim aşamalarını belirlemek, çaba göstermek, zorlanmayı göze almak, kendimize öz şefkat göstermek var olanı kabul edip yargılamanın bıraktığı olumsuz izlere kapılmamak olumlu değişimi sağlayacaktır.
REFERANSLAR
Ben Değeri Tiryakiliği – KADİR ÖZER
Mutluluk Tuzağı -RUSS HARRİS



Yorum gönder