Seçici ve Tekrarlayıcı Seslere Karşı Duyulan Hassasiyet: Mizofoni

Ağız ve dudak şapırdatma, sakız çiğneme, diş gıcırdatma, hırıltılı bir solunum, ıslık sesi veya kapı gıcırdaması gibi çeşitli ancak seçici ve tekrarlayıcı seslere karşı toleransın azaldığı bir bozukluk olan mizofoni, tetikleyici seslere karşı yüksek bir hassasiyetin geliştirildiği psikolojik bir durumdur.

Günümüzde görülme sıklığının yaygınlık kazandığı mizofoni, ilk olarak 2001 yılında Jastreboff ve ekibi tarafından tanımlanarak terminolojimize kazandırılmıştır. Latince “misos (nefret)” ve “phone (ses)” kelimelerinden köken alarak geliştirilen terim, dilimize ise orijinal karşılığı olan “Misophonia” üzerinden çevrilmiştir.  Belirli seslere karşı aşırı hassasiyet geliştirilmesi sebebiyle kimi kaynaklarda ‘’Seçici Ses Duyarlılığı Sendromu’’ olarak da karşılık bulan bu tanımın, duygusal reaksiyon gösterme ile sonuçlandığı bilinmektedir. Literatür tanımlamalarında ortak bir terminoloji söz konusu olduğundan genel anlamıyla mizofoninin, basit ve tekrarlayıcı seslere karşı hoşnutsuzluk, iğrenme, öfke, kaygı, kontrol kaybı veya korku gibi orantısız şekilde duygusal tepki vermenin bir karşılığı olduğu bilinmektedir. Seçici ve tekrarlayıcı sesler sebebiyle oluşan söz konusu reaksiyonlar, aşırılığının arttığı ve kontrol kaybının zor bir biçimde sağlandığı bir noktada, toleransın azaldığı bir bozukluk olan mizofoni için gerekli desteği şart kılmaktadır. Gösterilen duygusal reaksiyonların şiddeti, kişiden kişiye ve etkilendikleri sesin çeşidine göre bir farklılık gösterse de genel anlamıyla bahsedilen uyaranlar, nefes alıp verme sesinden, hırıltılı bir solunumdan, çiğneme ve höpürdetme seslerinden, dudak şapırdatmadan, sakız çiğnemeden veya analog saat sesinden kağıt buruşturma sesine kadar geniş bir aralıkta ifade edilebilmektedir. Bireyin gün içerisinde deneyimleyeceği seslerden hemen hemen her birine denk düşen bu uyaranlar, spesifik seslere karşı duyulan hassasiyetin birer sonucu olarak savaş-kaç refleksini aktive etmektedir. Vücudumuzun bir tehdit algıladığı anda devreye soktuğu bir sistem olan savaş-kaç mekanizması, uyarıcı seslere karşı geliştirdiğimiz biyolojik ve psikolojik bir savunmadır.

Mizofoni’nin ilerleyen dönemleri içerisinde sesin kaynağından uzaklaşarak bulunduğu ortamı terk eden bireyler, tehditte karşı her ne kadar kaçınma davranışları içerisinde bulunsalar da, benzer bir durumla tekrardan maruz kalabilme kaygılarından ötürü, daha izole bir hayatı tercih etmektedirler. Kendini henüz izole etmeyen bireylerin ise seçici seslere karşı, zaman zaman kulak tıkayıcı kullandıkları görülmektedir. Ancak bilinmelidir ki sesin şiddetinden bağımsız olarak sesin kendisini rahatsız edici bulan bu bireyler, yüksek sese karşı bir hassasiyet içerisinde bulunmayabilirler. Seslerin henüz tetikleyici olma sebepleri konusunda ki netliğin sağlanamamış olması, mizofoni teriminin ruh sağlığı alanında yeterince tanımlanamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıdan, DSM-5 ve ICD-10 gibi tanı sınıflandırmaları içerisinde ayrıca bir yer almamakla birlikte obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ile gösterdiği paralellikler sebebiyle DSM-5 Tanı Ölçütlerince, OKB’nin yelpazesi içerisinde sınıflandırılabileceği savunulmuştur. Dolayısıyla yeni bir terim olarak ele alınması ve henüz ayrı bir sınıflandırmaya tekabül edememesi gerekçeleriyle obsesif kompulsif bozukluğa ek, tourutte sendromunun ve anksiyete bozukluklarının da tanımlamaları içerisinde mizofoni geliştirme açısından risk taşıyan ölçütleri söz konusudur.

Mizofoni’nin Nedenleri

Nedenleri, henüz net bir biçimde tanımlanamamış olan rahatsızlığın son dönemlerde gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda beynin, işitme ile emoyonel bilgi işlemleme alanları arasındaki bağlantıdan sorumlu sinir hücrelerinin, mizofoni gelişiminden sorumlu olabileceği düşüncesi ortaya atılmıştır. Kimi çalışmalar ise sese verilen tepkilerin, sesin oluştuğu bağlamın, sese yönelik geçmiş deneyimlerin ve hastanın psikolojik öyküsünün bağlantılı olarak mizofoni geliştirmeye neden olabileceği yönünde vurgulamalar gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla altında yatan mekanizmaların tam bir karşılık bulamadığı görülmekle birlikte değerlendirilen sonuçların, mizofoninin nörolojik ve psikolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmesi yönündedir.

KAYNAK

İlk Görsel: CBC News

Psikoloji Çalışmaları – Studies in Psychology Cilt: 42, Sayı: 1, 2022

Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2021; 13(2):383-393

Yorum gönder