Sıradan Bir Mağdur Saldırganıyla Özdeşleşebilir mi? İşte, Stockholm Sendromunun Hikayesi.

Adını, 1973 senesinde İsveç’in başkenti olan Stockholm’de yaşanan bir vaka üzerinden alan Stockholm Sendromu, İsveçli kriminolog ve psikiyatri uzmanı Nils Bejerot tarafından terminolojiye kazandırılmıştır. Bejerot, yaşanan banka soygununun ardından söz konusu sendromu ‘’Rehinenin kendisini rehin alan kişi ya da kişilere karşı, olası diyalog süreci içerisinde geliştirdiği duygusal bağ sebebiyle sempati, sadakat, aşk veya empati oluşturması’’ olarak açıklarken olaylar zincirinin kimi uzmanlarca eş zamanlı olarak farklı değerlendirildiği de görülmüştür. Terimin anlamı üzerine yaşanan fikir ayrılıkları, müzakere ekibinin bir parçası olan Psikiyatrist Nils Bejerot’a ait doğrudan analizler üzerince netliğe kavuşturulsa da psikoloji literatürünün bir parçası olan söz konusu kavram hakkında görüş ayrılıkları güncelliğini korumaktadır.

Fotoğraf: Wikipedia

Bu açıdan, Karolinska Enstitüsü’nde araştırmacı psikiyatrist olan Christopher Ramm, “Bu bir psikiyatrik tanı değil” ifadesini “Mağdurun travmatik bir durumu kabul etmesine yardımcı olan bir savunma mekanizması” olarak devam ettirmektedir.  Stockholm Üniversitesi’nde cinsiyet konuları hakkında çalışmalar yürüten siyaset bilimi uzmanı Cecilia Asse’ye göre ise bu kavram siyasi bir boyutu gizlemektedir.

Fotoğraf: The Washington Post/ Jan Erik Olsson

23 Ağustos 1973 tarihli olayın, İsveç’in Stockholm kentinde yer alan Kreditbanken isimli banka şubesinin Jan Erik Olsson tarafından soyulmasıyla başlayan hikayesi, vakanın bir diğer öznesi olan Clark Olofsson ile değişmektedir.  Cezaevinden izinli olarak çıktığı bilinen Jan Erik Olsson, silah ve çeşitli patlayıcıların bulunduğu bu soygunda üçü kadın biri erkek olmak üzere toplam 4 banka görevlisini, 131 saat rehin almıştır. Soygunun bir sloganı olan “Hepiniz yere yatın, parti başlıyor!” ifadesini silahını çekerek kullanan soyguncu, 3 dakika sonra banka şubesine ulaşarak içeriye giren ilk polise karşı fiziksel bir müdahale içerisinde kendisini bulmuştur. Başlangıçta, müşteri ve diğer banka görevlilerinin kaçmasına göz yuman soyguncunun, rehin aldığı diğer banka görevlilerini 6 gün boyunca çeşitli maruziyetlere mahal verecek şekilde davrandığı ifade veren rehinelerce doğrulanmıştır.

Rehin alındığında 23 yaşında olduğunu belirten Kristin Enmark, ilerleyen zamanlarda gerçekleştirdiği bir röportaj sırasında kendilerini öldürmekle tehdit eden soyguncu Jan Erik Olsson için: “Kendimizi bulduğumuz bu çılgın durumu çok düşündüm. Ben Stockholm Sendromu’nun bir kurbanı oldum” ifadelerinde bulunmuştur.

Fotoğraf: BBC/ Rehineler ve Clark Olofsson

Soygundan yaklaşık 1 saat sonra iletişime geçtiği polis görevlilerine karşı taleplerini belirten soyguncunun en çarpıcı şartı, cezaevindeki arkadaşı Clark Olofsson’un da bankaya getirilmesi isteğiydi. Gerekli şartlar sağlandığında, rehineleri de yanına alarak kapı önüne getirilecek araç ile banka şubesinden ayrılacaklarını söyleyen soyguncunun talepleri, durumun sakinleştirilmesi adına İsveç hükümeti tarafından yerine getirilmesi üzere kabul edilmiştir. Öğleden sonra, soyguncunun cezaevindeki arkadaşının bankaya getirilmesiyle otorite değişikliği yaşayan soygun, artık Clark Olofsson aracılığı ile yürütülmeye başlanmıştır. İçerisiyle olan bağlantı çoğunlukla Clark Olofsson üzerinden gerçekleştirilmekteyken sendromun oluşmasında büyük bir rol alan Olofsson, otorite sahibi olarak soyguncu arkadaşı Jan Erik’in sakinleşmesinde rol aldığı rehineler tarafından doğrulanmıştır.

Fotoğraf: IMAGO/ Clark Olofsson

Rehinelerden biri olan Enmark, Clark Olofsson’u bir kurtarıcı olarak gördüğünü ‘’Bana hiçbir şey olmayacağına dair söz verdi ve ben de ona inanmaya karar verdim. 23 yaşındaydım, çok korkmuştum.’’ ifadeleri ile dile getirmiştir.

Sendromun bir diğer somut örneği ise dönemin başbakanı Olof Palme ile rehine Enmark’ın arasında geçen bir telefon konuşmasından oluşmaktadır. Soygunun ikinci gününde gerçekleştirilen görüşme, Enmark’a ait: ‘’Clark ve diğer adama tamamen güveniyorum. Onlardan hiç korkmuyorum, hiçbir şey yapmadılar. Çok naziklerdi.’’ ifadeleridir.

Dolayısıyla vakalardan sonra terminolojiye kazandırılan Stockholm Sendromu, mağdurların soygunculara karşı geliştirdiği duygusal bağın, hayatta kalma endişesi üzerinden bir çeşit travmatik bir bağlanma yarattığı olgusu literatürde söz konusu olmuştur. Şiddettin normalleştirilmesine dayanarak esir alınma süresi ve yoğunluğuna yönelik uygulayıcısına karşı geliştirilen bu bağın, tedavi edilmesi gerekilen bir patoloji olduğu bilinmektedir.

 

KAYNAKÇA

İlk Fotoğraf: BBC News

Wikipedia

INDEPENDENT Türkçe

Evrim Ağacı

BBC

 

Yorum gönder