Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddeti Nasıl ve Neden Normalleştiriyoruz?

Kadına yönelik şiddet -en yaygın şekliyle aile içi şiddet-, dünyanın dört bir yanında en sık karşılaşılan ve hala maalesef çözüme ulaşamamış insan hakları ihlallerindendir. Kadınlar, çocuk-yetişkin, çalışan-çalışmayan gibi ayrımlar olmaksızın, şiddetin her biçimiyle karşı karşıya kalabilecek konumdadırlar. Bu noktada şiddetin toplum tarafından nasıl sunulduğu ve nasıl kabul gördüğü önemlidir. Çünkü kabul gören şiddet meşrulaştırılmış demektir. Aile içi şiddet de tıpkı bu şekilde kabullenilerek meşrulaştırılmış ve dolayısıyla görünmez olmuştur. Şiddetin genellikle bir yaşam biçimi olarak benimsendiği toplumlarda şiddet bir sorun olarak görülmez ve hatta bazı sorunları çözmenin bir aracı olarak kabul edilir.

Özellikle ataerkil toplumlarda şiddeti normalleştirme süreci çocuklukta ailede başlar. Sosyalleşme sürecinin ilk aşamalarında çocuklar hangi duruma nasıl tepki vereceğini, nasıl davranacaklarını çevresindekileri gözlem ve taklit yoluyla öğrenirler. Aile içinde hem fiziksel hem de psikolojik şiddete şahit olan bir çocuk; anne-babanın kavgalarını, küfür ve hakaretlerini ve hatta fiziksel olarak birbirlerine verdikleri zararı görür fakat barışma ve özür dileme kısmına genellikle şahit olamaz. Çocuğun bunlara şahit olmamasının sebebi anne-babanın olay üzerine konuşma, özür dileme ve barışma sürecini hiç yaşamayarak tarafların normal hayatlarına devam ediyor olması ya da bazı toplumlarda bu barışmaların genelde yatak odasında gerçekleşmesi olabilir. Her iki türlü de çocuk sadece şiddeti görür.

Gece hakarete maruz kalan anne, sabahında hiç bir şey olmamış gibi güne başlayarak normal hayatına ve işlerine devam eder, baba da hiç suçluluk hissetmeden yaşananlar sıradan şeylermiş gibi gününü sürdürür. Yani aslında bu durumda normalleştirme anne-babada başlamış olur. Çocuk anne-babasının bu davranışlarına ve tepkisizliklerine şahit olduğunda ise aile içindeki bu şiddeti normal görüp yetişkinliğinde şiddete maruz kalma ya da maruz bırakma konusunda özen göstermez hale gelir çünkü onun için bunlar hayatın doğal akışının bir parçası olmuştur. Yani şiddet göstermenin ve şiddete uğramanın normal görüldüğü bir ailede yetişen bu çocuğun günü geldiğinde kendi babasına veya annesine dönüşme ihtimali epey yüksektir. Bu durumda aile içi şiddet için çocuk neyi görüyorsa onu bilir diyebiliriz.

Aile içinde bu süreçlere şahit olan çocuğun zihnine masallar, ders kitapları ve hatta çizgi filmler aracılığıyla da erkeğin kadından üstün olduğu görüşü işlemeye başlar. Çocuk bu toplumsal cinsiyet rollerine o kadar sık maruz kalır ki artık “babanın dediği olur”, “kadın evde olup çocuklarına bakmalıdır”, “erkek eve ekmek getirmelidir”, gibi -ve aslında her iki taraf için de baskı yaratan- kalıpları normal kabul eder.

 

Peki bu ailelerdeki anneler uğradıkları şiddeti hangi noktada normalleştirmeye ve tepkisiz kalmaya başlarlar?

 

Eva Lundgren’in modelini incelemek konuyu aydınlatacaktır;

Sosyolog Eva Lundgren, 1984 yılında Norveç’te kadınlarla gerçekleştirdiği görüşmeler sonucunda “şiddetin normalleştirilmesi süreci”ni teorik bir model olarak ortaya koyar. Bu modele göre “şiddetin normalleştirilme süreci” üç madde ile işler:

  1. Şiddet gündelik hayatta kadınlar tarafından doğal ve sıradan bir şey olarak yaşanmakta: Normalleştirilme
  2. Kadınlar, yavaş yavaş şiddete ve kadın imgesine dair erkeklerin bakış açısını benimsemekte: İçselleştirme.
  3. Erkeklere bu süreçte şiddeti “mazur” gösterebilecek açıklamalar üretmekte, ancak işlevleri zaman içinde değişime uğramakta: Dışsallaştırma.

 

Lundgren, kadına yönelik şiddetin toplumda kabul edilen kadınlık ve erkeklik normları üzerinden incelenmesi gerektiğini söyler. Dolayısıyla toplumsal olarak atanmış roller ele alındığında şiddet kullanan erkekler aslında anormal davranmamakta, erkek olmanın gereğini(!) yerine getirmekte; bir başka deyişle (toplumsal normlarca) normal davranmış olurlar. Ve zaman içinde ataerkil toplum düzeni gereği erkeğin gerçekliğinin kadının gerçekliği haline dönüşmesiyle kadınlar şiddeti gündelik hayatlarının olağan bir parçası olarak kabul ederek bu şiddeti normalleştirirler.

 

 

Kaynakça:

  • Karataş, A., (2020), Uyuyan Güzel Uyandı: Masalların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Üzerine Etkisi, Nemesis Kitap, İstanbul.
  • Lundgren, E., (2012).  Şiddetin Normalleştirilme Süreci. Çev: B. Ekal. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Yayınları, İstanbul.
  • Özerkmen, N. ve H. Gölbaşı. (2012). “Toplumsal Bir Olgu Olarak Şiddet.” Akademik Bakış
    Dergisi, 28, 1-19;
  • KAOSGL Toplumsal Cinsiyeti Kurgulama Aracı Olarak Şiddet: “Şiddetin Normalleştirilme Süreci”, https://kaosgl.org/gokkusagi-forumu-kose-yazisi/lsquosiddetin-normallestirilme-surecirsquo (Son erişim 03.03.25).

Görsel Kaynakça:

Yorum gönder