Bilinçli Farkındalık Ve An
Anda olmak ya da anda kalmak kavramları bilinçli farkındalık yoluyla hayatımıza girmiş kavramlardır. Aslında bilinçli farkındalık, kökeni Doğu felsefesine dayanıyor olsa da son zamanlarda Batı’da çokça adını duyduğumuz ve uygulama alanı genişleyen bir kavram. Bilinçli farkındalığın temel düşüncesi ise, ne geleceğe ne de geçmişe takılı kalmadan, şimdiki ana odaklanıyor ve duyumlarınızı ana açıyor olmak. Hem iç dünyanın hem de dış dünyanın getirilerine karşı farkında olmayı ve yargılamadan tüm olanları kabul etmeyi esas alır. Tüm bunlar olurken bireyin yaşadığı anı fark etmesi hem duyumlarının daha net açılmasına hem de iç görü geliştirmesine yardımcı olur. Aynı zamanda kişi hissettiği duyguları bastırmaktan ziyade onu anda yaşamayı ve onları kabul ederek devam etmeyi öncüler. Kaygı, üzüntü ve korku gibi kişiyi yorabilecek duyguların yaşandığı eski deneyimler akla geliyor olsa da bilinçli farkındalık yaşanan olaylarda kalmaktan ziyade, yaşananları yargısız ve samimiyetle kabul edip, tekrar ana dönmeyi amaçlar. Burada kişi olumsuz yaşantıların getirdiği duyguları özümsemeyi seçerek daha olumsuz deneyimlere zemin hazırlayabilir. Olumsuz duygulara karşı girilen tutum genel olarak kabullenici, mesafeli ve yargısız olmalı.

Bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlığa önemli katkılarda bulunduğu gibi, ilişkilerimizde sağlıklı iletişim kurmak için de yapı taşı niteliğindedir. Anın ve duyumların farkında olduğumuzu ve iç görü gelişmesine fayda sağladığını belirtmiştim. Gelişen iç görü sayesinde olaylara bakışta, geçmiş ve geleceğe karşı oluşan kaygının ön planda olmasından ziyade şimdi ve burada nasıl anlamlandırıp, yorumlayacağımıza dair farklılık meydana geliyor. Böylelikle problem çözme becerilerimizde gelişme meydana gelerek olumsuz durumlardan daha az etkilenip, anda neler olduğunun farkında olmaya başlıyoruz.
Stres, bedende olumsuz etkiler bırakırken bazı kronik hastalıkları ise tetikleyici konumdadır. Bilinçli farkındalık bu noktada stresi azaltma etkisi göz önünde bulundurulduğunda beden sağlığına da fayda sağlayıcı bir nitelik sağlıyor.

Bilinçli farkındalık, çeşitli kuramlarla ortak özelliklerde barındırıyor. Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikodinamik Yaklaşım ve Pozitif Psikoloji kuramlarında birçok ortak kökene rastlanabilir. Uygulama noktasında da rahatlık sağlayabilmektedir.
Bilinçli farkındalık uygulamasına bakıldığında genel çaplı bir üç aşamadan bahsedebiliriz;
- Dur: Bu aşamada algıları şimdiye yoğunlaştırmak için yapılan işin durdurulması, yavaşlatılması öncülenir. Bu sayede o an ne yapılıyorsa ondan ayrışabilir, iç ve dış dünyanın farkında olmaya yaklaşılabilir. Mesela, bu yazıyı yazarken gözlerimi bilgisayardan çekip derin bir nefes aldıktan sonra verandadan dışarıda olup biteni izlemem gibi:)
- Gözlemle: Farkındalığı sağlıyor olmak için, hem iç dünyada hem de dış dünyada neler olup bittiğini görmek önemli bir koşuldur. Yaşanan deneyimle samimi bir ilişki kurmaktan geçiyor aynı zamanda. Yine örnek verecek olursak verandadan dışarıyı izlerken o anki duygularımın, düşüncelerimin ya da bedensel duyumlarımın bana neler söylediğini fark etmem gözlemlediğim anlamına gelir.
- Geri Dön: Anı yaşarken odağın ya da dikkatin farklı şeylere yoğunlaştığını ya da geçmiş ve gelecek hakkında düşünceler geliştirdiğini görerek zihni tekrar zarifçe ana çekiyor olmak diyebiliriz. Veranda örneği güzel gidiyor:) Kendimi ve dışarıyı gözlemlerken yazımın yetişmeyeceği varsayımına kapılmam üzerine tekrar kendimi gökyüzüne, kuşların sesine, nefesimin ritmine yoğunlaştırıyor olmam diyebiliriz.
Bu yazıda bilinçli farkındalık ve anda kalmak üzerine birkaç tanımlama, kattığı faydalar ve uygulama metotları üzerine değindim. Bu konuda yazılarıma devam etmeyi düşünüyorum, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.
Kaynaklar
- GÜLER, K., & USLUCA, M. (2021). YETİŞKİN BİREYLERDE BİLİNÇLİ FARKINDALIK İLE YAŞAM DOYUMU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ. Uluslararası Anadolu Sosyal Bilimler Dergisi, 5(1), 372-383.
- Şahin, A. (2019). Üniversite öğrencilerinde bilinçli farkındalık ile yaşam doyumu ve iyi oluş arasındaki ilişkiler. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (8), 151-176



Yorum gönder