OKUL ÖNCESİ ÇAĞI ÇOCUKLARDA TOPLUMSAL GELİŞİM
Bu yazıda okul öncesi çağında çocuklarda toplumsal gelişim 4 basamakta (aile, kardeş ilişkileri, yaşıt ilişkileri, oyun) değerIendirilecektir.
Toplumsallaşma, çocuğun belirli bir grubun üyeleri olduğu, öteki üyelerin değerlerini, davranışlarını ve inançlarını fark ettiği aynı zamanda kendinin (o zamana kadar olan süreçte) değerlerini, davranışlarını ve inançlarını aktararak ortak bir paydada buluşup yürüttüğü ilişkiler bütünüdür. Bu süreç doğumdan başlayarak yaşam boyunca sürmektedir.
Çocukların bağımlı davranış gösterme eğilimi, disipline gereksinim duyma eğilimi, disiplinin türü ve çocukların buna olan tepkisi toplumsallaşma süreciyle yakından ilişkilidir. Yani çocuk bu süreç içerinde (anne-baba, çevre, kardeş, oyun, arkadaş) topluma yönelik normları ve sınırları algılar, nerede ve nasıl davranması gerektiğini öğrenir, toplumla iç içe olmayı aynı zamanda gerektiğinde yalnız kalabilme becerisini geliştirmeyi öğrenir.
TOPLUMSAL GELİŞİM SÜRECİNDE AİLENİN ETKİLERİ
“Toplumsallaşma, bireylerin çevre ile karşılıklı etkileşim içerisinde ne iseler o hale geldikleri, yetişkinlerce başlatılan bir süreçtir. Küçük çocuklar için kritik çevresel bağlam toplumsal olarak yararlı ve kişisel olarak doyurucu tutumlar ve eylemler biçiminde kendini gösterebilen gizil güçleri önemli yollardan sınırlayacak ya da genişletecek olan ‘aile’dir.”
Baumrind (1980)
Çocukların yetiştirildiği aile tipi yaşayacakları toplumsal ilişkiyi ve sayısını büyük ölçüde belirler. Bu ilişkiler çocuğun hem kişilik gelişimini hem de toplumsal gelişimini etkiler.
- Ailelerin çoğu üç gruba ayrılır; çekirdek, geniş, tek anne babalı ailelerdir. Bu aile türleri bir çocuğun bebeklik anından itibaren çevre ile etkileşim oranını belirler. Bu oranda çocuk topluma maruz kaldıkça normları ve sınırları belirler.
- Anne baba davranışları çocuğun toplumsal gelişimini etkiler.
- Kabul-red boyutu: Sıcak bir ilişki çocukların sorumlu ve kendini denetleyebilir, farkında bir kişilik geliştirmesine yardım eder. Bu gelişim toplumda var olma ve ilişkileri yönetme becerisini olumlu yönde etkiler. Düşmanca olan tutum ise çocukta saldırganlığı destekleme eğilimindedir. Bu tutum çocukta toplumsal yönde ilişkilerini olumsuz etkiler.
- Denetim-özerklik boyutu: Sıkı denetim kullanan aileler genellikle iyi davranışlı fakat bağımlı çocuk yetiştirmiş olurlar. Bu tutum toplumda çocuğun çok fazla uyumlama içerisine girmesine ve yalnızlığı tolere edememesine neden olur. İzin verici anne babaların tutumu ise çocuklarda atılgan fakat sınırsız ya da saldırgan bir eğilimi arttırır.
- Gelişim sürecinde toplumsallaşmanın ve anne babayla ilişki kurmanın bir yönü de disiplinden geçmektedir. Çocuklar denemeye açık bir şekilde doğar. Fakat dünya ve toplum belirli sınırları içerir. Çocukların sınırsız ve disiplinsiz olması ya da bu eğitimin yanlış uygulanması toplumsal etkileşimlerini olumsuz yönde etkiler.
- Anne babanın çevreyle etkileşimi, çevreye karşı tutumu çocuğun toplumsal ilişkilerini etkiler.
- Anne ve babanın, çocuğun toplumsal alanda hissettiği duygular ve yaptığı davranışlara ilişkin olumlu veya olumsuz yönde tutumu çocuğun toplumsal alanda var olmasını ve karşısına çıkabilecek konularda baş etme mekanizmalarını geliştirmesinde önemli yönde etki sağlar.
TOPLUMSAL GELİŞİM SÜRECİNDE KARDEŞİN ETKİLERİ
Kardeşin veya kardeşlerin varlığı yarışma halinde olmayı, iş birliği yapmayı ve saldırganlık gibi davranışlar çocuklarda ilk toplumsallaşmayı sağlayan faktörlerden biridir. Bu durumlar gerçek hayatta karşılaşabileceği zorlukların bir provasını oluşturmaktadır.
Kardeşler sıklıkla aynı giysileri, oyuncakları, alanları paylaşırlar. Bunun yanında aynı soy isim, aynı akrabalar, aynı anne-baba ve aile ününü paylaşırlar. Bu paylaşım sırasında kıskançlık, gıpta veya haset olma duyguları hisseder ve bunlarla başa çıkmayı öğrenirler. Bu noktada yine toplumda karşılaşabileceği zorluklar ile başa çıkmanın provasını yaşarlar. Aynı zamanda yine toplumda karşılaşabileceği ilginin bölünmesi durumunu kardeşler başta anne ve baba olmak üzere çevredekilerin ilgisinin bölünmesiyle de gerçek hayatın provasını yaşamış olurlar, tolere etmeyi öğrenirler.
Sevmeye ve nefret etmeye ek olarak; iş birliği kurmaktan, durumu kontrol etmeyi sağlamayı ve direnç göstermeyi öğrenirler. Bu iş birliği kurmak ve yönetmek toplumsal alanda daha fazla var olmayı ve durumu yönetmeyi buna karşılık oluşacak güven duygusunu tatmayı sağlar. Bu noktada ailelerin tutumu bunu karşılayacak şekilde olmalıdır.
Anne ve babalar çocuk büyütmenin güçlüklerinin farkında olması, çocuklarının birey ve biricik olduğunu, onlara hepsi aynıymış gibi davranılmayacağını (sevgi ve ilgi alanında değil, eşit olmalı) bilmesi gerekmektedir. Kardeşlere verilen sorumluluklar ve ayrıcalıklar, çocuğun bilişsel ve toplumsal düzeyine uygun bir biçimde dağıtılarak bir işleyiş içerisinde sorunlar en aza indirilerek sağlanmalıdır.
TOPLUMSAL GELİŞİM SÜRECİNDE YAŞIT İLİŞKİLERİ
Yaşıt ilişkileri 10-12 aylık bebeklerde dahi gözlemlenmektedir. Bu etkileşim temel düzeyde etkinliklere bakmayı, dokunmayı ve gülümsemeyi içerir. İkinci yıl içerisinde çocuklar sembolik oyun kurmaya başlamasıyla beraber, oyun arkadaşlarına yönelir ve yetişkinlerle daha az zaman geçirir. 4-5 yaşlarında ise, anne babadan ilgi, onay ve kabul görme gereksinimlerini yaşıtlara kaydırarak kendi kendine kurdukları arkadaşlık çevresinde gidip gelmeye başlarlar.
Çocuklar yaşıtlarının ve kendilerinin, evlerindeki durumuna, anne babalarının tutumuna, uygulanan kurallara, bulunan oyuncaklara ve kardeşlerinde ki farklılıklara dikkat eder ve bu durum toplumsal dünya ile deneyimlerini genişletmelerine yardım eder. Bu genişleme sıklıkla olumsuz yönde sitem ile olabilir. (“onda var bende yok” vb.) Fakat bu durumla baş etmek hayatın ve toplumun bir parçasıdır.
Bunun dışında anne babalar genellikle çocuklarının yaşıtlarıyla ilişkilerinde alabilecekleri olumsuz davranışlar ve değerler konusunda kaygılanırlar. Oysa ki toplum içerisinde olumsuzluklarda söz konusudur. Çocuğun bunları görmesi ve yanlış olduğunu anlayabilmesi adına denemesi gayet normal olacaktır. Bu durumlarda aile yetkin, baskıcı olmayan ve net şekilde sınırlar uygulayabilir.
Yaşıtlar ile olan ilişki bilişsel ve dilsel alanda yeteneklerini de arttırmaktadır. Artan etkileşim, değişik toplumsal rolleri deneme fırsatları kadar, hareket ve biliş becerilerini sınama fırsatlarını da sağlar.
TOPLUMSAL GELİŞİM SÜRECİNDE OYUN
“Oyun çocukluğun temel işidir.”
Bruner(1975)
Çocuğun aktarımı oyun ve oyuncaktan geçer. Biz yetişkinlerde olduğu gibi çocuğunda aktarıma ihtiyacı söz konusudur. Çocuklar oyunlarda dünyayı ele alabileceği gibi aynı zamanda olmasını istedikleri gibi de ele alırlar. Bu durum olumsuz duygulara karşın regülasyonu sağlayabilir. Oyun, eğlence olmasının yanında büyüyen çocukların toplumsallaşmasında bir dizi önemli işlev görür. Oyun çocukların kendilerini saran, dünyayı keşfetmelerine ve biricik biçimlerde tepkide bulunmalarına olanak sağlar. Bu hem olumsuz duyguda regülasyon sağlarken hem de başa çıkma mekanizmalarının farklı bir ortamda bizzat yaptırımı olmadan deneme yanılma yönetimi ile bulunmasını sağlar. Bu toplumsal alanda deneyimli davranmasına neden olur.
Oyun zihinsel gelişimi adına da gerekli olan uyarılmaları sağlar. Bebeklikte nesnelerin manipülasyonu ve kimlikleşmesi ile başlayan ve erginlikte veya yetişkinlikte yaratıcı problem çözme ile devam eden süreci doğurur. Aynı zamanda birçok oyun çeşidinin fiziksel doğası (tırmanma, koşma, atlama vb.) hareket becerilerinin ve eşgüdümün gelişmesine yardım eder.
Tüm bunlar çocukta toplumda var olmayı, denemeye dair olan cesareti, başa çıkma mekanizmalarını olumlu yönde arttırır.
Kaynak:
GELİŞİM DERS NOTLARI / Psk. Dr. Selcen YETKİN ÖZDEN


Yorum gönder