OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE KİŞİLİK GELİŞİMİ / STAJYER PSİKOLOG ECE BİÇİCİ
Çocuklar genetik faktörlerden oluşan bazı özelliklere ve yetilere sahip olarak doğar. Sahip oldukları bu yetiler; kendilerine özel olanı buldukları, onlara ait olan özelliklerin diğer kişilerden ayıran yönlerini keşfettikleri, insanın olmazsa olmaz yapısını fark ettikleri ve içinde bulunduğu ortama uyum sağlamasına olanak tanıdıkları en önemli süreçleri kapsamaktadır. İlerleyen dönemlerde kişilik gelişimi sahip olduğu yetilerin üzerine, aile ve bakım vermekte olan kişilerin katkılarıyla toplum içerisinde karşılaştığı değerler, onlara eğitim veren öğretmenlerinin öğrettiği bilgiler ve arkadaşlarının kendisine kattıkları gibi çevresinde bulunan etkenlerle etkileşim haline girerek şekillenir. Çocuklar zaman içerisinde genetik faktörler ve çevresinde karşılaştığı değerleri kendine ve alıştığına uygun olanı uygulayarak alışkanlık haline getirir ve bununla karakterize olmaktadır.
Bu yazıda kişilik yapısını etkileyen bazı görevlere değiniyor olacağız. Bunlar; aile tutumlarının etkisi, cinsiyet rolünün gelişimi ve duygu gelişimini kapsamaktadır.
AİLE TUTUMLARININ KİŞİLİK YAPISINA ETKİSİ
Kişilik gelişimi doğumdan başlayarak çocukluk dönemi boyunca yaş aralığına göre çeşitli evrelere ayrılmaktadır. Çocukların içinde bulunduğu her evre, yeni yetilere sahip olarak kendisini geliştirme fırsatı anlamına gelir. Aynı zamanda bu dönemde bulunan her evrede herhangi bir kriz anında çözümün getirdiği olumlu ve olumsuz sonuçlar ile başa çıkmayı öğreterek gelişime büyük katkıda bulunur. Bu kriz anlarında anne ve babalar sadece rehberlik yaparak çocuklarının kendi davranışlarını yönetmesine izin verirse sağlıklı bir özgürlük duygusunu oluşturmasını sağlar. Böylece kişiliklerini olumlu yönde etkilenmiş olur fakat tam tersi olarak fazla korumacı ve baskıcı bir tavırla yaklaşım sergilenmesi durumunda çocuklarda kuşku duygusunu oluşturarak yaptığı davranışlardan şüphe duymasına sebebiyet verir. Bu durumun sonucu olarak çocuk kendi davranışlarını uygularken şüphe duygusunun neden olduğu karar verememe sorunu ile karşılaştığı için yetersizlik duygusunu hissederek hem kişilik gelişimi açısından hem de topluma olan davranışları açısından utanç duygusuyla beraber olumsuz bir etki ile sonuçlanmaktadır. Aynı zamanda bu durum çocukları dışarıya, desteğe bağımlı bireyler haline getirmektedir. Bunun dışında ailelerin fazla önemsiz tutumları çocuğun bir davranış gerçekleştirirken güven içerisinde hissetmemesine yol açar, bunu sizlere Doğan Cüceloğlu’nun ‘Geliştiren anne-baba’ kitabında verdiği örnekle açıklıyor olalım.
Yeni yeni adımlar atan bir çocuğu düşünelim, çocuk bağımsız bir şekilde yavaşça yürüyebilmektedir. Aile bu noktada düşmemesi adına sürekli elini tutarsa çocuk bağımsız davranış sergilemekten korkar. Tam tersi aile çocuk tam yürürken onunla ilgiyi keser ya da oradan ayrılırsa çocuk yürüme davranışını bırakarak kendini yere atar. Bu noktada çocukların sizden beklentileri “Yanımda ol (destek ol) fakat benim yerime yapma” olacaktır.
Kısaca kişilik gelişiminin olumlu bir şekilde yönetilebilmesi için anne-babalar; eğlenmesini sağlayan, sorgulama yapmasına yardımcı olan, deneme ve yanılma ile beraber öğrenmesini geliştiren, ihtiyacı olduğu süreçte doyum veren, karşılaştığı problemlere rehberlik eden, gerektiği sürece kardeş ve yaşıtlarıyla denetimi sağlayan, korku ve kaygı sağlayan imgelemelerde destek olan bir konumda olması gerekmektedir.
Çocukların kişiliklerini ve toplumsal davranışlarını geliştirdiği dönemlerde farklı görevlerle karşılaşarak öğrenmelerine farklı katkılar sağlamış olurlar.
CİNSİYET ROLÜNÜN KİŞİLİK YAPISINA ETKİSİ
Cinsiyet rolünün gelişimi sırasında eril veya dişil olarak gösterilebilir davranışları, tutumları, düşünme şeklini, konuşma şeklini, giysileri, oyuncakları, eşyaları, beden ile ilgili öğretilmesi gerekenleri (özel bölge kavramı gibi) ve genel olarak iki cinsiyet arasındaki farkları öğrenmesini sağlayan etiket davranışlara ilişkin kavramları geliştirme ve uygun davranışları uygulama açısından önemli olan bir gelişim sürecidir.
Bazı kültür ve toplumlarda bulunan anne babaların çocuklarına karşı sergilediği tutumlar; cinsiyetinin kız veya erkek olması, cinsiyete göre farklı tutumların sergilenmesi ve çocuklar açısından katı bir şekilde (davranış, giyim, eşya, oyuncak, konuşma üslubu vs.) özendirici davranışlarda bulunulması cinsiyet rolü için olumsuz bir gelişim süreci sağlar.
Bu gelişim sürecinde cinsiyet tiplemesi kavramı önem taşımaktadır. Cinsiyet tiplemesi doğumdan hemen sonra bulunan çocuğa isim verme sürecinden başlayarak odasında bulunan eşyalarının süslenmesi, giysilerinin alınması, oynadığı oyuncakların ve çocuklara verilen ilgi ile beraber devam etmektedir. Bu süreçte anne – babanın çocuğunu en etkili bir biçimde cinsiyet rolüne göre yönetme yolu oynadığı oyunlardaki oyuncak seçiminden geçmektedir. (Bir kız çocuğunu araba gibi oyuncaklar ile oynamasına izin vermeme ve aynı zamanda bir erkek çocuğun bebek gibi oyuncaklar ile oynamasına karşı gelme gibi). Bu gibi katı düşünme biçimlerinin çocuğun içinde bulunduğu gelişim sürecinden bir sonraki dönemde dar bir cinsiyet kalıbına girmesi nedeniyle farklılıkları çok fazla abartarak etkilenmesine yol açabilmektedir.
Cinsiyet rolünü kız veya erkek olarak baskıcı bir şekilde almış olan çocuk davranış ve düşüncelerinde olduğu cinsiyete yönelik kalıp yargılar ile hareket eder. Bu hareket biçimi kendi potansiyelini ortaya koymasında zorluk çekmesi anlamına gelir. Aynı zamanda bu bakıcı öğreti çocuğun ilişkileri yanlış anlamlandırmasına ve yönetmesine neden olur.
Unutmamak gerekir, anne babalar kız veya erkek çocuk yetiştirmek yerine, insan yetiştirmelidir.
HEYECAN GELİŞİMİNİN KİŞİLİK YAPISINA ETKİSİ
HEYECAN GELİŞİMİ:
Heyecanlar ve anlatımları davranışımızın önemli bir parçası ve kişiliğimizin ayırt edici yönüdür. Kişilik gelişimi açısından heyecan duygusunun yaşanma hali ve ifade etme biçimi farklı kişilikler içerisinde ayırt edici bir rol oynamaktadır. Bu yazıda anlık heyecan duygusu yerine bir duygudurum olarak heyecana karşılık içinde bulunduğu duygular bütününde ele alacağız. Bu noktada heyecana, eylem ve içsalgı bezi (biyolojik temeli) hareketlerindeki değişimlerin eşlik ettiği ve ortaya çıkardığı bir duygudur diyebiliriz. Heyecan duygusu sadece dışsal bir duygunun verdiği içsel uyaran şeklinde değil sevgi, nefret, kıskançlık, korku, kaygı vb. şekillerde karşımıza çıkabilmektedir.
Çocuklarda heyecan gelişimi farklı yollarla kazandırılabilmektedir.
Bunlardan birisi en temel klasik koşullanmadır. Klasik koşullanma, başlangıçta duygu hissedilmeyen nötr bir uyarana karşı (bilmediği veya daha önce karşılaşmadığı eşya, oyuncak veya cisim gibi) dışsal özel bir uyaran ile (ödül veya ceza olarak bir şeker veya çikolata ya da korku imgesi gibi) karşılaştırarak bağlantılı hale gelmesini sağlayarak bir duygu oluşturma sürecidir. Koşullanma olduğu sırada çocuk hayata dair bir öğreti içerisine girer bu zamanla (yerine daha anlamlı gelen bir öğreti olmadığı sürece) hayata dair kural ve varsayım olarak kabul eder. Bu durumda koşullandığı şeyle karşılaştığında otomatik tepkiler verir. (Sobaya karşı bilgisi olmayan çocuğun bir gün sıcak sobadan eli yanar ise çocuk artık sıcak sobaya yaklaşmaz. Bu doğru bir öğreti olacaktır. Fakat bir topluluk içinde yanlış kelime söyleyen bir çocuk düşünelim, bu çocuğa aşırı tepki veriliyor olsun. Bunun nihayetinde çocuk böyle durumlara karşı önlem alıyor olacaktır. Fakat buradaki önlem “konuşmama” şeklinde seyir ederse kişilik yapısını o noktada etkiler.)
Heyecan tepkileri modellerin gözlemlenmesi yoluyla da kazanılabilir. Bir çocuk dünyaya genetik kodlarla gelir fakat bunlara ek görsel korteksini kullanarak gözlem yoluyla öğrenmeleri sağlar. Bu ilk öğrenmeler çocukta heyecan duygudurumu bütününde temel anlık duygularla seyir eder. Fakat bütününde yine kişilik yapısını etkileyecek ara inançları oluşturmasına sağlar. Eğer anne babalar özel uyaranlara (gök gürültüsü, yılan, tartışma, sınav vb.) heyecansal olarak gösterdiği tepki çocuğunda gözlem yoluyla benzer tepkileri vermesini sağlayabilir. Bunun olumlu yanı anne babaların (modellerin) heyecansal duygudurumda doğru duygu ve tepkileri vermesiyle çocuğun doğru öğreti içerisine girmesidir.
BAZI ÖZGÜL HEYECANLAR:
1) KORKU VE FOBİ OLUŞUMU
Korku ve fobiler her kişinin yaşadığı insana ait temel bir oluşumdur. Korkular bir uyaran, insan, nesne veya eşya gibi durumlara karşı oluşturulan heyecan duygusudur. Fobiler ise çevrede tehlike arz ettiğini düşündüğü ve bu tehlikenin bilişsel olarak felaketleştirdiği ve abartıldığı aşırı güçlü bir korku duygusudur.
Okul öncesi dönem (2 ve 6 yaş aralığı) korku ve fobilerin sık bir biçimde görüldüğü dönemdir. Bu dönemde sık şekilde görülmesinin nedeni kişilik gelişiminde bulunan biliş sürecinin ilerlemesi, toplumsal gelişim sırasında dışsal sebeplerin etkisinin bulunması, hayatı anlamlandırma çabası, yeni uyaranların en fazla kişinin hayatına girdiği dönem olması gibi nedenler sıralanabilir. Gelişim dönemlerine göre de korku duygusu değişmektedir. Örneğin ; 2-6 yaş aralığında bulunan okul öncesi dönemdeki çocuğun öcü, dev, karanlık, hayalet vb. gibi daha basit uyananlara korku duymasının yanında yaşının ilerlediği dönemde tehlike altında olma, saldırıya uğrama veya yaralanma gibi durumlardan korkmaya başlarlar.
Okul öncesi çağda düşünceler ve gözlemler daha somut olarak gelişim aşamasında olduğu için çevreye ilişkin kavramları görece olgunlaşmamış ve çarpık olabilir. Bu durumda düşünme katı ve özel olana eğilimdedir. Bu nedenle çocuklar akıl dışı heyecansal tepkiler ya da fobiler geliştirmeye çok açıktırlar. Çocukluk döneminde olan basit korkuların fobiye dönüşmemesi için anne-babanın çocuğun korktuğu uyaran ile dalga geçip eğlenmemesi gerekmektedir. Gülmek yerine çocuğun korktuğu uyaran hakkında açıklama yapılarak nedenini öğrenmesini sağlamalı, destek olarak korkusunu atlatabileceğine ilişkin güven vermeli ve çevrede bulunan kişiler (anne ve babanın kendisi, kardeşleri, arkadaşları veya akrabaları gibi) gösterilerek örnek alınması sağlanarak korkunun atlatılma olasılığı yükseltilmesi gerekmektedir.
İnsanın eğilimlerinden biri olan vücudu tam kararına getirme isteği (duyguda regülasyon) çocuğun bebeklikten öğrenmiş olduğu parmak emme, battaniye emme, tırnak yeme ya da temasa girme gibi eylemlere kendisini sakin ve güvenli hale getirmesini sağlar. Halbuki korkulan nesneye karşı yapılan (parmak emme vb.) eylem etkisizdir ve koruyamaz. Bu mantıkdışı heyecan tepkisi sadece kendisini iyi hissetmesini sağlar. Fakat böyle bir başa çıkma mekanizmalarının sürekli kullanımı çocuğun ileride yaşayacağı zorluklarda olumsuz davranışlar sergilemesine neden olabilir.
2) SALDIRGANLIK
Çocuk karşılaştığı zorluklar ile başa çıkmayı saldırganlık duygusu ile ifade edebilir. Burada elbette altta yatan diğer etkenlere bakmak önemli olacaktır (aile tutumu, ihtiyaçlarının karşılanması vb.). Fakat bir çocuğun saldırganlık duygusu ile olaylarla baş etmeyi öğrenmesi kişilik ve heyecan gelişimi açısında önemli etkiler sağlar.
Bu tepkiyi almış çocuk zorluklarla baş etmeyi bilemez, tolerasyonu azdır, toplumsal ve çevresel tepkiler alır, ileride ergenlik döneminde “ben kimim?” sorusuna bu perspektifte yanıt verebilir. Bu durum onun kişilik yapısını olumsuz yönde etkiler.
3) BAĞIMLILIK
Bağlanmak bebeklerde anne babaları ya da bakıcıları arasında duygusal olarak olumlu ve karşılıklı ödüllendirici bir ilişkinin kurulmasıdır. Bütün bebeklerin başlangıçta temel gereksinimleri anne babalar ya da diğer yetişkinler tarafından karşılanır. Zamanla çocuk kendi yaşına ve yapısına uygun gereksinimleri kendi karşılayabilir hale geldiğinde (ilk zamanlar hata yaparak, deneme yanılma yöntemi ile) bağın ona güven temelli verilmesi gerekmektedir. Bu süreç sonraki bunalımların olumlu çözümüyle ve özerkliğin başarılmasıyla sürer. Fakat bu sürecin olumsuz gitmesi çocuğun bağımlı bir kişilik oluşturmasına, olaylara ben değeriyle bakmamasına, desteğe her zaman ihtiyacı olmasına ve öz güvensiz bir yapıya neden olabilir.
Kaynak:
Gelişim Psikolojisi ders notları / PSK. SELCAN YETKİN ÖZDEN



Yorum gönder